Gaziantep Barosu’ndan o olayla ilgili suç duyurusu

Gaziantep Barosu ve Baro Başkanı Bektaş Şarklı, Baro Başkanlarının Ankara’ya başlattıkları “Savunma Yürüyüşü” esnasında kendilerine müdahale eden polisler hakkında suç duyurusunda bulundu.

Ankara Cumhuriyet Başsavcılığına gönderilmek üzere Gaziantep Cumhuriyet Başsavcılığı’na teslim edilen şikayet dilekçesinde, “22 Haziran Günü yürüyüşlerini tamamlamak için toplanan 60 Baro Başkanı ve bir kısım Avukatlar Ankara'ya giriş yapacakları sırada Ankara Emniyet Müdürlüğü tarafından barikat kurulmak suretiyle, polisler tarafından keyfi bir şekilde durdurulmuş, sembolik olarak yürümek isteyen Baro Başkanlarına kanuna aykırı bir şekilde fiziki müdahalede bulunulmuş, tehdit edilmiş, bir çok defa parmak sallanılmış, tahrik edinilmiş, hakaretlere maruz kalınılmış ve hatta kolluk görevlilerince pervasızca bir tutum ile darp edilerek engellenmeye çalışılmıştır. Olay sırasında emniyet güçleri Baro başkanlarını itekleyip engel olmaya çalıştığı sırada bir kaç Baro başkanına hiç çekinmeden yumruk ve tokat atarak darp etmiş, Gaziantep Barosu Başkanı Av. Bektaş Şarklı' yı burnuna yumruk veya polis kalkanı ile vurmak suretiyle darp etmişlerdir. Bu durum emniyet tarafından çekilen görüntülerde, medyaya ve sosyal medyaya yansıyan görüntülerde mevcuttur” ifadelerine yer verildi.

Baro Başkanlarının Ankara’ya başlattıkları “Savunma Yürüyüşü, Ankara girişlerinde polis tarafından engellendi. Baro başkanlarının başkente girişine izin verilmedi. Bunun üzerine tartışmalar yaşandı. Gaziantep Baro Başkanı Bektaş Şarklı'da kendilerine izin vermeyen Polisle tartışırken, polisin yumruk darbesiyle yere yığılmıştı. Yaşanan olaydan sonra Gaziantep Baro Başkanı Bektaş Şarklı, kendisine saldıran ve müdahale eden polisler hakkında suç duyurusunda bulunacağını açıklamıştı. Şarklı ve Gaziantep Barosu Ankara Cumhuriyet Başsavcılığına gönderilmek üzere Gaziantep Cumhuriyet Başsavcılığı’na teslim edilen şikayet dilekçesini teslim etti.

Avukatlık Kanunu’nda ve Baroların seçim sisteminde avukatlık mesleği ile örtüşmeyen, savunma özgürlüğünü ve hukuk devleti ilkesini yok sayan değişiklikler yapmak istenilmesine karşı; başta Gaziantep Barosu Başkanlığı olmak üzere birçok ilden Baro başkanları ve avukatlar 22 Haziran Günü Ankara'da buluşup çoklu baro ve nisbi temsil sistemlerinin, baroların etkinliklerini azaltmaya yönelik çalışmalar olduğuna, yapılmak istenen değişikliklerin Avukatlık mesleğine aykırı olduğuna, Yargının en temel unsuru olan savunmanın zedeleneceğine dikkat çekmek üzere “Savunma yürüyor” sloganıyla 19 Haziran 2020 günü yürüyüşe başlamışlardır.

22 Haziran Günü yürüyüşlerini tamamlamak için toplanan 60 Baro Başkanı ve bir kısım Avukatlar Ankara'ya giriş yapacakları sırada Ankara Emniyet Müdürlüğü tarafından barikat kurulmak suretiyle, polisler tarafından keyfi bir şekilde durdurulmuş, sembolik olarak yürümek isteyen Baro Başkanlarına kanuna aykırı bir şekilde fiziki müdahalede bulunulmuş, tehdit edilmiş, bir çok defa parmak sallanılmış, tahrik edinilmiş, hakaretlere maruz kalınılmış ve hatta kolluk görevlilerince pervasızca bir tutum ile darp edilerek engellenmeye çalışılmıştır. Olay sırasında emniyet güçleri Baro başkanlarını itekleyip engel olmaya çalıştığı sırada bir kaç Baro başkanına hiç çekinmeden yumruk ve tokat atarak darp etmiş, Gaziantep Barosu Başkanı Av. Bektaş ŞARKLI' yı burnuna yumruk veya polis kalkanı ile vurmak suretiyle darp etmişlerdir. Bu durum emniyet tarafından çekilen görüntülerde, medyaya ve sosyal medyaya yansıyan görüntülerde mevcuttur.

Baroların ve Avukatların iktidarın isteği doğrultusunda talebi olmadığı halde Avukatlık Yasası’nda baroların etkinliğinin kırılması, Avukatların hak ve yetkilerinin ortadan kaldırılması ve dolayısıyla yurttaşları korumasız bırakmaya yönelik değişiklik yapılması yönündeki çalışmalara karşı durmak, avukatların hak ve hukukunu korumak, yaşanılan hukuksuzluklara ses olmak amacıyla yola çıkan; adalet için, hak için, hukuk için yürüyen, eylem ve söylemlerinde tamamen barışçıl yollar izleyen bunca hukuk insanının hak ve hukuka aykırı bir şekilde engellenmesi, Baro Başkanlarının darp edilmeleri, itilip kakılmaları, etrafı çevrili bir şekilde 28 saate yakın bekletilmeleri, birçok defa hakarete uğramaları, tehdit edilmeleri, güneşin altında bekletilerek temel insani ihtiyaçlarını dahi yerine getirmek için engellenmeleri hiç bir şekilde kabul edilemez.

Anayasa’nın 34. maddesinin birinci fıkrasında, “Herkes, önceden izin almadan, silahsız ve saldırısız toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkına sahiptir.” denilmek suretiyle toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenlenmesinin izin alma koşuluna bağlanamayacağı açıkça ifade edilmiştir. Anayasal bir hak olan barışçıl gösteri ve yürüyüş hakkı hiç bir gerekçe ile durdurulamaz ve engellenemez.

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin (AİHM) içtihatlarına göre toplanma ve gösteri yapma hakkı, demokratik toplumda korunan temel haklar arasında yeralmakta ve 10. madde ile korunan ifade özgürlüğüyle birlikte, demokratik toplumun temelini oluşturmaktadır. Toplanma ve gösteri yapma hakkının güvence altına alınmadığı bir ülkede demokrasiden bahsetmek mümkün olmadığından, bu hak demokrasinin vazgeçilmez bir koşuludur ve onun ayrılmaz bir parçasıdır. Bu hak sayesinde vatandaşlar, politikacıların ve ülkeyi yönetenlerin davranışlarını eleştirme, ülkede uygulanan politik uygulamalar ve projeler üzerinde etkide bulunma ve demokratik taleplerini dile getirme imkanına sahip olmaktadırlar. Bu yönüyle toplanma özgürlüğüne ve göstericilerin ifade özgürlüklerine müdahale yapılması demokrasiyi işlevsiz kılmakta, hatta demokratik toplumun varlığını tehlikeye sokmaktadır. Toplanma ve gösteri yapma hakkı kullanılırken her ne sebeple olursa olsun, devlet makamlarının bu hakka müdahaleden kaçınmaları gerekmektedir.

Hak arama özgürlüğü, bütün özgürlüklerin güvencesi ve yaptırımı olmak gibi bir özellik taşır. En demokratik olandan, en antidemokratik olana kadar hiçbir Devlet düzeni böyle bir özgürlüğü tanımamazlık edemez. Bu özgürlüğün temel hak olma niteliği Anayasalarda yeralmasından öte, insanlığın tarih boyunca verdiği savaştan ve kazandığı zaferlerden kaynaklanır. Bütün demokratik anayasaları etkileyen, ulusal ve uluslararası belgelerde yeralan hak arama özgürlüğü bir uygarlık ve tarih mirasıdır. Hak arama özgürlüğü salt bir muhakeme kuralı olmaktan öte, subjektif kamu haklarından bir temel haktır. Çağdaş siyasi görüşün ayrıcalıksız benimsediği, üzerine özenle titrediği, koruduğu, kolladığı ve gerçekleştirdiği bir değerdir. Ülkemizde her zaman hak arama Anayasa güvencesi altında bulunmuştur. Ancak hiçbir zaman Anayasa ile tanınan bu temel hakkın gerekleri tam ve eksiksiz yerine getirilmemiştir.

Hak arama, barışçıl gösteri ve yürüyüş hakkının ihlal edildiği yerde yine anayasal bir hak olan ifade özgürlüğünün varlığından söz edilemez. Anayasa’nın 26. Maddesinde, "Herkes, düşünce ve kanaatlerini söz, yazı, resim veya başka yollarla tek başına veya toplu olarak açıklama ve yayma hakkına sahiptir. Bu hürriyet resmi makamların müdahalesi olmaksızın haber veya fikir almak ya da vermek serbestliğini de kapsar." denilmek suretiyle kişilerin tek başına ya da toplu halde düşüncelerini, fikirlerini açıklarken tamamen özgür ve hiçbir şekilde müdahale edilmeden yapılmasının anayasal bir hak olduğunu belirtmektedir. Nitekim yukarıda da belirttiğimiz üzere Baro Başkanları ve avukatlar Avukatlık Kanunu’nda ve Baroların seçim sisteminde avukatlık mesleği ile örtüşmeyen, savunma özgürlüğünü ve hukuk devleti ilkesini yok sayan değişiklikler yapmak istenilmesine karşı nisbi temsil ve çoklu baro sistemlerinin, baroların etkinliklerini azaltmaya yönelik çalışmalar olduğuna, yapılmak istenen değişikliklerin Avukatlık mesleğine aykırı olduğuna, Yargının en temel unsuru olan savunmanın zedeleneceğine dikkat çekmek üzere avukatların hak ve hukukunu korumak, yaşanılan hukuksuzluklara ses olmak amacıyla adalet için, hak için, hukuk için yola çıkmış; eylem ve söylemlerinde tamamen barışçıl yollar izleyerek orada toplanmış bulunmaktadırlar. Kaldı ki bu durum karşısında kolluk kuvvetlerinin sergilemiş olduğu davranış ve tutumlar ne yazık ki Ankara'daki mevcut yürüyüşün haklılığını apaçık gözler önüne sermiştir.

Ne yazık ki daha da vahim olan şu ki; kolluk kuvvetleri Hukukun sesi olmaya çalışan Baro Başkanlarının ve Avukatların sesini yumruklarla, tokatlarla itekleyerek ve darp ederek kesmeye çalışmıştır. Her şeyden önce Türkiye Cumhuriyeti Devleti bir Hukuk Devletidir. Yaşanan bu olayda Baro Başkanlarına atılan her bir tokat ve yumruk her şeyden önce Hukuka, adalete, hakka ve kanun üstü bir disiplin olan Anayasaya ve bu Anayasa altında sözleşmiş 82 milyonluk bir topluma, 136.000 Avukata atılmıştır. Bu durum hem hukuk hem de bir hukuk devleti olan Türkiye Cumhuriyeti adına büyük bir trajedidir.

Baro Başkanlarının temel ihtiyaçlarını karşılamak için engellenmeleri, güneşin altında bekletilmeleri, etraflarının çevrilmesi, gece soğukta bekletilmeleri, Ankara Büyükşehir Belediyesi tarafından gönderilen çadırların kurulmasının engellenmesi ile barınma haklarının ellerinden alınması, gönderilen sandalyelerin alana sokulmaması, yağmurluk ve battaniyelerin alana sokulmaması polis devleti olduğumuzu, demokratik yollarla yönetilmediğimizi gözler önüne sermiş ve şüpheliler tarafından TCK 94 de belirtilen İşkence suçu işlenmiştir.

22 Haziran günü yaşanılan en absürt durum ise Baro Başkanlarının ve Avukatların Ankara'nın girişinde şehre girişlerinin polisler tarafından engellenmesidir. Anayasanın 23. Maddesi'nde "Herkes, yerleşme ve seyahat hürriyetine sahiptir." denilerek seyahat özgürlüğünün hiçbir kuvvet tarafından haksız yere engellenemeyeceğini belirtmiştir. Kaldı ki kolluk kuvvetleri tarafından engellenmeye çalışılan Baro başkanları ve avukatlar hem orada bulunma sebepleri hem de Avukatlık Kanunu'na göre Kamu görevlisi sayılmaları bu engellemenin son derece haksız ve hukuka aykırı olduğunu ve polislerin avukatlara karşı darp niteliğindeki eylemlerinin suçun niteliğini arttırdığını ortaya koymaktadır.

Bunun yanı sıra Baro başkanlarının ve avukatların Ankara girişinde zorla belli bir alanda kolluk kuvvetlerince tutulmaya çalışılması, o alandan başka bir yere hareket edilmesinin engellenilmesi TCK Madde 109'a göre Kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçunu oluşturmaktadır. Ayrıca polislerin hukuka aykırı bu eylemleri TCK madde 109/2 ve 109/3 maddelerince cebir kullanılarak, silahla, birden fazla kişi tarafından birlikte, kişinin yerine getirdiği kamu görevi nedeniyle, Kamu görevinin sağladığı nüfuz kötüye kullanılmak suretiyle unsurlarını içerdiğinden suçun cezayı arttırıcı halini oluşturmaktadır.

(6) Bu suçun işlenmesi amacıyla veya sırasında kasten yaralama suçunun neticesi sebebiyle ağırlaşmış hallerinin gerçekleşmesi durumunda, ayrıca kasten yaralama suçuna ilişkin hükümler uygulanır.

6-) Ayrıca kolluk kuvvetlerince baro başkanları ve avukatların yumruklanarak darp edilmesi, polis tarafından Gaziantep Barosu Başkanı Av. Bektaş ŞARKLI'nın burnuna vurulması TCK Madde 86'ya göre Kasten yaralama suçunu oluşturmaktadır. Ayrıca bu suçun yine Kişinin yerine getirdiği kamu görevi nedeniyle, Kamu görevlisinin sahip bulunduğu nüfuz kötüye kullanılmak suretiyle işlenmesi suçun cezayı arttırıcı hallerini oluşturmaktadır.

7-) Baro Başkanlarının emniyet mensuplarınca birden fazla kez hakarete uğramaları, bekletilen alanın bir inşaat alanı olması neticesinde polis tarafından kışkırtılan ve Baro Başkanlarının üzerine defalarca ağza alınmayacak hakaret ve küfürlerle saldıran inşaat işçilerini göndermek suretiyle TCK'nın 125. Maddesi işletilmeli ve sorumlular cezalandırılmalıdır. Yine kalabalık içerisinde polis memurları ve Yılmaz Ergan tarafından Baro Başkanlarına “ahlaksızlar, terbiyesizler, terör örgütü tavrı gösteriyorsunuz” şeklindeki beyanlar ile hakaret edilmiş ve Baro Başkanlarımız terör örgütleri ile bir tutulmuştur.

8-) Baro Başkanları etrafları çevrili bir şekilde bekletildikleri esnada, polis memurları ve Ankara Emniyet müdür yardımcısı Yılmaz Ergan tarafından aralarına girilerek taciz edilmişlerdir. Bu tacizler gerek sözlü gerek fiziki taciz olup (bir Avukat meslektaşın saçı dahi çekilmiştir.) her defasında "sizi buradan bırakmayacağız, aldığımız kesin talimatımız bu, yürüyemeyeceksiniz, yürürseniz gereken müdahale yapılacak, yürümeye kalkışana ve barikatları aşmaya çalışanlara sert bir şekilde müdahale edeceğiz, sizleri bu çemberden çıkarmayacağız" şeklinde sözlü olarak taciz edilmişlerdir. Kendilerinden yazılı emir gösterilmesi talep edildiğinde ise yazılı emri göstermek zorunda olmadığından bahisle talepler reddedilmiştir.

1- Olay sırasında görevli polis memurlarının görüntü, ses ve benzeri yöntemlerle delil oluşturdukları, mesaj kayıtlarına, arama kayıtlarına, telsiz kayıtlarına ulaşabilmek adına telefonlarına el koymak suretiyle İVEDİLİKLE delillerin karartılmasının engellenmesine,

2- Emniyet mensupları tarafından kameralarla görüntü alınmış olup emniyet kamera kayıtlarına EL KONULMASINA,

3- Baro Başkanları tarafından şahsen ve Baroları adına yaptıkları şikayet dilekçelerinin Başsavcılığınızca dosya içerisine delil olarak konulmasına,

4- Ankara Güvenlik Şube Müdürü Yılmaz Ergan hakkında daha önce herhangi bir suçtan soruşturma ve kovuşturma (idari veya adli) yapılıp yapılmadığı, yapıldı ise ilgili evrakların dosyamız içerisine alınmasına,

Tüm bu hususlar sebebiyle 22/06/2020 tarihinde Baro Başkanları ve Avukatlara karşı belirttiğimiz ihlalleri ve suçları işleyen şüpheliler ve iştirak edenler hakkında kamu davası açılmasını, şüphelilerin cezalandırılması için taleplerimiz ve resen gözetilen soruşturma işlemlerin yapılmasını sayın savcılık makamından talep ederiz. “

25 Haz 2020 - 00:00 - Gündem


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Gaziantep Pusula Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Gaziantep Pusula Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Haber ajansları tarafından servis edilen tüm haberler Gaziantep Pusula Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Gaziantep Pusula Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.