Eray İspir

Eray İspir

26 Temmuz 2021 00:02:00

HUZUREVİ

Sıcak bir ayın sıcak bir gününün sıcak saatlerine kalmamak için erken çıktılar yola. Abbas arkadaşı Burhan’ı sahildeki bir kasabanın Özel bir Huzurevine götürüyordu. Yol uzun vakit boldu. Abbas:

“Bilirim, hatta birçoğumuzda bilir huyunu. Kafana koyduğunu yaparsın. Delisindir ama dolusundur da. Şimdi bu Huzurevi fikri de nereden çıktı? Güldü Burhan:

“ Abbas, araban su yakmıyor, ne kadar benzin yaktıysa bedelini ödeyeceğim. Şimdi sana “Şartlar öyle gerektirdi” desem yine sormaya devam edeceksin.

“Allah aşkına şu benzin lafını bırak artık. Oturduğumuz masalarda hiç birimizin elini cebine götürmesine izin vermezdin. Seni götürüyorsam bu benim için bir görevdir. Geç onları bu Huzurevi nereden çıktı. O nu anlat.”

“Tamam, anlatacağım. Sözümü kesme ama”.

“Biliyorsun eşimi kaybettikten sonra ölümünü bir türlü kabullenemedim. Evde oda oda geziyor karşıma çıkacak - Şakaaa- diyecek diye bekliyordum Olmadı bir türlü –giden geri gelmiyormuş meğer. Dünyam kararmıştı, canım bedenimi taşıyamıyordu.

Bir oğlum, iki kızım beni yakından takip ediyorlar, yanlarına gelmem için ısrar ediyorlardı.

Oğlum ağır bastı. Geldi beni evine götürdü. Oğlum, gelinim, torunum üzerime titriyorlar, bir isteği olsa da yapsak diye alesta bekliyorlardı. Oğlum mesaisine gitmeden önce sabah mutlaka odama uğrar, alçak sesle:

”Babişim benim “ der başımı okşar, uyandırmamaya dikkat ederek beni öperdi. Oysa ben hep uyanık olur, belli etmezdim.

Ama ben huzursuzdum Abbas… Bana saygılarından sözlerine, davranışlarına dikkat etseler de ben huzursuzdum. Belki de gelinim beyini işe gönderirken, ya da işten gelince ona sarılmak, öpmek, mutfakta şarkı söylemek istiyordu. Ben buna engel oluyordum işte… Ya da öyle olduğunu düşünüyordum.

Hani derler ya; -bir ana baba yedi çoğuna bakmışta yedi çocuğu bir ana babaya bakamamış.- doğru değil bu söz. Ev ev üstüne olmuyor, olmuyor be gardaş, olmuyor işte…

Oğlumun haberi olmadan kızlarımı aradım:

“Babamı çok özledik birazda bizde kalsın deyin.”

Öyle de yaptılar. Sırasıyla kızlarımın yanlarında da kaldım.

Onlar da candan, yürekten beni seven evlatlarımdı. Ben onların yanında da kendimi sığıntı gibi hissettim.

Küçük kızım:

“Hayatımın ilk aşkı babam benim” diyordu.

Büyük kızım:

“Baba arkadaşlarıma senden bahsediyorum,-sen ne kadar şanslısın böyle bir baban var -diyorlar- diyordu.

Onların yanında da duramadım. Evime geldim. Duvarlar üstüme üstüme gelse de kendi evimde yaşamak istiyordum. Ama yalnızlık zor zanaat, yalnız da yapamıyordum. Şimdi bana- sen ne huysuz adamsın- diyeceksin. Öyleyim ya da değilim. Ben buyum işte.

Şu internet var ya şu internet elektrikten sonra insanların en önemli buluşu. Açtım interneti. Araştırdım; bana en uygun şimdi gideceğimiz yeri buldum. Emekli maaşım buranın ödemesine yetiyordu.

Abbas’la Burhan daha birçok şey konuştular, askerlik anılarından bahsettiler.

Gelmişlerdi Huzurevine.

Arabadan indiler. Abbas Burhanın iki valizini çıkardı bagajdan. Birinde şahsi eşyaları, diğerinde okumadığı ya da tekrar okuyacağı kitaplar vardı.

“Hadi bakayım Veli’mi, Deli’mi olduğunu bilmediğimiz arkadaşım, önce seni yerleştirelim evine. “

Bir hemşire ile iki görevli koşarak geldiler. Hemşire görevlilere:

“Burhan amcamın valizlerini 68 no.lu odaya çıkardın.”

Burhan ilk tanışmış olsa da insanlara takılmayı severdi.

“Hangimiz Burhan?”

Hemşire bir kahkaha attı.

“Sorduğuna göre sensin. Burhan amcam.”

Elini öptü.

“Benim adım Şirin. Şirin Hemşire. Hadi sizi odanıza çıkarayım.

 

Odaya geldiklerinde, Şirin hemşire kısaca kurallardan bahsetti:

“Akşam yemeği altıda. Üç dolabınız, her odada televizyonunuz, internet bağlantınız var. Yoldan geldiniz acıkmışınızdır. Yemeğe bir saat kadar var. İsterseniz size bir şeyler hazırlattırayım.

Abbas Burhanın gözlerindeki ışığı gördü:

“Hadi iyisin yine Burhan işin iş. Yine yazılarını, şiirlerini yayınlayabileceksin.”

Şirin hemşire sorar gözlerle yüzlerine baktı.

Abbas:

“Burhan iyi bir şair ve iyi bir yazardır. En az ikiyiz bin üyesi olan EDEBİYAT Defteri’nde yazılar yazar, yayınlar. Bu imkân ona ilaç gibi gelecek. Eh artık bana müsaade.”

Şirin Hemşire buna sevindi.

“Deseninize bir de yazarımız oldu. “

Abbas geri dönüşte aracını sakin bir yerde durdurdu. Batmak üzere olan güneşi seyretti. Ağlıyordu.

“Hey gidi koca Burhan heyyy. Sonun HUZUREVİ mi olacaktı. Ne oldu bizim insanlarımıza? Ne oldu? Suçlu insanlar mı? Teknoloji mi? Hırs mı ?”

Bastı gitti. Geldiği gibi dönüş yolu da uzundu.

Burhan mı ne yaptı?

Yorgun olmasına rağmen huzurluydu. Akşamdan yattı uyudu. Rüyasında yeşillikler arasından akan şelalelerde yıkandı.

Ertesi gün bir Hâkim emeklisiyle tanıştı. O da edebiyatı seviyor ve biliyordu.

“Hâkimim dedi.” Canım Hâkimim. Benim yazılarımı yayınladığım Sitede yazılarımı özleyen yazar arkadaşlarım var. Bana:

ABİM NERELERDESİN? Diyen kardeşlerim var.

Yorum yap

Yazarın Diğer Yazıları