Eray İspir

Eray İspir

19 Haziran 2021 00:51:00

Islak Kek

Yeryüzünün yaratılmış en değerli canlısı yine yeryüzünde onun için en değerli bir başka varlık için önünde diz çöküp ayaklarına kapanarak ağlıyordu.

Yazarın notu; sadece bu sebep bile o an işimi gücümü - dünya telaşımı - bırakıp o ana kilitlenmeye değerdi.

Bu ailenin bizimle yaşayan dayımla beraber iki erkek üyesinden biriyim. Annemin saçlarını tarayabilmek için diğer ikizim kız kardeşimle beraber kavgaya tutuştuğumuz zamanlarda belki on yaşlarındaydık ama babamızın bizim o tozpembe dünyamızdan çıkıp gittiğini çok iyi biliyorduk.

Babasız kalmış ailemizde sanki gizli bir anlaşma yapılmış gibi babayla ilgili her konuda o anı hüzünleştirip birbirini üzmemek adına herkes elinden geleni yapardı. Misal, en basit örneği, babalar gününde dayımızı baba görürdük, yada bayramlarda onun elini öpüp yine harçlığımızı onun elinden alırdık. Hatta ikizimle okullarımızın ayrıldığı lise yıllarında okul toplantılarına biz kardeşimle birbirimizin velisi olarak katılırdık.

Sadece erkek olduğum için bana bazı ayrıcalıkların yapıldığı doğru. Bu ailemin tek hatasıydı. Dışarıdan bakıldığında bu durumun hissedildiğini düşününce şu an bile ikizim için içim ürperir. Bilgisayarım, bisikletim vardı. Oysa onun kendi için hiçbir şeyi yoktu. O zamanlar bunun pek farkında olmasam da bu yaşananların ikizim için o dönemden kalma olduğuna artık eminim.

Gülşah, benim gibi sapsarı saçlarıyla ve yine yeşil gözlerimizle benim kız versiyonumdu. Boyumuz kilomuzdan hareketlerimize kadar aynıydık. Ondörtlü yaşlarımıza kadar her anımız beraber geçmişti. Çok defa onu türlü kötülüklerden kurtarmışımdır. Tabi o da bana ıslak kek yaparak bunun karşılığını vermiştir. Biraz önce anlattıklarıma karşılık benim o zamanlar ve hatta şimdi bile en değerlim Gülşah’dı. Çünkü o benim korumakla yükümlü olduğum sevgiye dair en büyük zaafımdı.

Annem mütevazı ve dindar bir kadındı. Tipik osmanlı kadını. Kocasından sonra evlenmemiş, bu fikre ve söylemlere çok sert karşı durduğu gibi o dönem henüz bekar olan dayımı da yanımıza alarak çekirdek ailemizle birlikte mücadelelerle hayata tutunmaya çalışmıştı. Ekonomik zorluklara rağmen her daim önceliği bize veren annem ve dayımın sayesinde liseye kadar gelmiştik. Annem yaşantısının ve o zamanki bilincinin etkisiyle Gülşah’ı kız lisesine beni de normal bir liseye göndermişti. Acaba bugün olanların bununla bir alakası olabilir miydi!

Ben yeni hayatıma çabuk alışmıştım. Hatta o dönem çocukluğumu da en güzel şekilde yaşıyordum. Gülşah’ı sadece akşam saatlerinde evde gördüğümden onunla uzaklaştığımızı bile farkedemedim. Oysa şimdi düşündükçe bana "ıslak kek yaptım gel beraber yiyelim" dediği günlere dönüp keşke ona "yok be kızım işim var şimdi" demeseydim diye üzülüyorum. Mesele ıslak kek değilmiş ki!

Benim bu yaşımda öğrendiğim tek bir şey varsa, o da sevdiklerimizi ihmal etmemek.

Dayım, babası gibi akciğer kanserinden erken yaşta hayatını kaybetti. Bu annemin bana daha da sıkı bağlanmasına sebep oldu. Annem, bunun genetik olabileceğini duymuş, küçük bir ihtimal de olsa erkek çocuk olarak benim de bu ince hastalığa yakalanacağımdan korkmuştu. Oysa Gülşah için bu davranışı pek göstermemişti. 

O gün..

Babalar günüydü.

Tam onsekiz yaşımızdaydık. Her zamanki gibi okulumuza gitmiştik. Zaten lisenin son günleriydi. Bir taraftan sınavlara hazırlanırken bir yandan da artık ekonomik olarak zor zamanlar geçirdiğimizden tozpembe hayatlarımızdan gerçek hayata doğru yürüyorduk. Ikizlerin aynı anda aynı duyguları hissettiklerini çok yaşamasam da duymuştum. O gün sınıfa girdiğimde sağ bacağımda bir sancı hissettim. Acaba akciğer kanseri böyle bir şey miydi! Açıkçası aklıma gelen ilk buydu. Sonra sırama oturup dinlendiğimde şimdi size bunu ispatlayamayacağım bir şekilde içimde alakasız olarak bir anda Gülşah’ı görme arzusu uyandı. O an babalar gününü de bahane ederek Gülşah’ı okulundan alıp tabiri caizse okulu kırmaya karar verdim. 

Sanki doğru bir yere gidiyorum ama mesafeler kısaldıkça uzuyor, içimde garip bir telaşla yürüyorum. Hayatım boyunca bir daha öyle bir yol yürümedim. Yıllarca atlanmış bir şeyi o an farketmiş gibi hissediyorum. Sanki çok uzun zaman önce söylenmiş önemli bir sözü o an hatırlayıp o an farketmiş gibi. 

Gülşah okulda yoktu.

 Hemen eve doğru yöneldim. Önce hızlı yürümeye, sonra koşmaya başladım. İçimde organlarım yer değiştiriyor gibi midem bulanıyor, başım dönüyor. Eve vardığımda önce kapı açıktı. Hem merak hem korkuyla kendi evime yürek çarpıntısıyla girdiğimi anımsıyorum. Onu bulamayınca hemen odasına girdim. Duvardaki boy aynasına yapışık bir kağıt öylece duruyordu. Bunun bir veda mektubu olduğunu düşünerek ve hatta dudaklarımı büzüştürerek hemen elime alıp okumaya başladım. 

- Canım ailem. Ailem diyorum ya, önce babamı sonra dayımı kaybettim. Annem zaten hiç benim olmadı. En son ikizimi de yaşarken kaybedince tuhaf ki bu mektubu kime yazdığımı da bilmiyorum. Bugün babalar günü. Bari ölülere sesleneyim..

Mektubu burda okumayı kesip hemen kapıya çıktım ve cebimde param olmadığı halde bir taksiyi durdurdum ve "Zincirlikuyu Mezarlığı" dedim. Başka bir yere gitmiş olamazdı ama yetişmem lazımdı. "Ağabey n’olur acele et, ölüm kalım meselesi". Bir aciliyet olduğunu anlayan adam hızla sürmeye başladı. O an elimde olan mektubu okumaya devam ettim.

 - Var mıyım, yoksa yok muyum! Var isem kim ve ne için varım. Çünkü kendim için varolmadığımı çok iyi biliyorum. Eğer yoksam da yokolayım. Ruhen olduğu gibi bedenen de varolmak istemiyorum. Uzun zamandır düşünüyorum, artık buna eminim. Tek merakım var, beni nasıl unuttunuz! 

Derin bir sessizlik. Hissettiğim o an için buydu. Ne araba gürültüsü ne başka bir şey. Hareketetmeye gücüm yok. "Aman Allah’ım n’olur böyle bir şey olmasın". Tek istediğim o an onu bulup hiç olmadığı kadar ve bırakmadan tutup ona sarılmak. Sonra düşündüm ki bu ailenin tek erkeği benim ve güçlü olmam lazım, bu anın telafisi yok, seri bir şekilde önce ona yetişmeliyim.

- Gidiyorum. Hem de susarak. Geldim, gördüm, yenildim. Öğrendim ki kadınlar susarak gidermiş. Ben de bir bireyim. Genç bir kızım. Artık benim de gitmeye hakkım var. Ağabey, üzgünüm ama artık sana istesen de ıslak kek yapacak..

Burada mektubu okumayı bıraktım.. 

İçim yanıyor, "ağabey acelet et hadi!" diye bağırırken araç birden durdu.

 Geldik..

Boynumda ismimin baş harfinin yazılı olduğu altın kolyeyi çıkarıp ön koltuğa uzatarak çıktım. Babamın mezarının başında annem diz çökmüş ağlıyordu. Gülşah yerde boyluboyunca uzanmış kıpırdamadan yatıyordu 

Koştum. Koştum. Koştum.. 

Annem aklını yitirmiş gibi şoka girmiş vaziyette aynı şeyleri saçmalayıp duruyordu. "Affet kızım, bilemedim, göremedim, uyan kızım". Sonra bu defa sinirlenerek "Kalk diyorum sana!" diye bağırıp yine az önceki haline geri dönüyordu.

Bu ailenin tek erkeği benim!. 

Hemen Gülşah’ın nabzına baktım. 

Yaşıyordu..

Anneme bir tokat atıp onu rüyasından uyandırdım ve Gülşah’ı kucağıma alıp mezarlık girişi e kadar taşıdım. Az önceki taksici sağolsun bir gariplik olduğunu anlamış ve gitmemişti. Hemen onu hastaneye götürdük.

İlk tespit: Zehirlenme, yoğun bakımda, elimizden geleni yapıyoruz, hayati tehliesi sürüyor.

Tam üç gün geçti.. 

Gülşah, nerden bulduğunu bilmediğimiz zehri içerek hayatına son vermek istemişti. Hayati tehlikeyi atlatmış oysa bilinci hala yerine gelmemişti. Annem ayakuçlarına diz çökmüş hala ağlıyordu. Doktorların dediğine göre yaşayacak ama beyninde kalıcı bir hasarla uyanabilirdi. Annemi zor zahmet odadan çıkarmaya ikna edip Gülşah’ın başucuna oturup bir elimle onun elinden tutarak bir taraftan diğer elimdeki kitabı okumaya başladım.

- Karıştırma kabında yumurtalar ve şeker köpük köpük olana kadar, mikser yardımıyla çırpılır. Sıvı yağ ve süt eklenerek bir müddet daha çırpılır daha sonra un, kakao, kabartma tozu ve vanilya eklenir, 3 dakika daha çırpılır. Önceden ısıtılmış 180 derecede fırınımıza kekimizi pişiririz. Sosu için süt, şeker ve sıvı yağ ayrı bir tencerede devamlı karıştırılarak pişirilir. Bir taşım kaynadıktan sonra ocaktan alınır. 5 dakika kadar dinlenen keke sıcak sos her tarafına gelecek şekilde dökülür. Sosun iyice çekmesi için birkaç saat beklememiz gerekir. Daha sonra buzdolabında bir gece beklettiğimiz tatlımızı ertesi gün misafirlerimize ikram edebiliriz.

Afiyet olsun..

Ağlayarak bitirip başımı taşıyamaz helde boynumu yere eğdim.

Sonra beklediğim o mucize gerçekleşti.

Sağ elimde bir his. Bir canlılık belirtisi. Gülşah’a baktım. Gülümsüyordu. Az sonra çok derinden ince bir sesle konuştu..

- Sen beni gerçekten seviyorsun..

Yorum yap

Yazarın Diğer Yazıları