Filozof-imparatorların sonuncusu

Bugünkü yazımızda, Roma İmparatorluğu tarihinde görülen filozof-imparatorların sonuncusu VI. Leon yahut Bilge Leon hakkında okuma yapacağız. Filozof-imparator temel olarak, hükümdarın felsefe ve mantık gibi alanlarda yetkin şekilde eserler verip tartışmalara dahil olması neticesinde tarih yazıcılar tarafından atfedilen bir unvandır. İlginçtir ve belki de kaderin bir tuhaf cilvesidir ki zaten çok az sayıdaki filozof-imparatorların tamamı; yönettiği halkları, devlet adamlar ve bugünün tarihçileri tarafından hayırla yad edilmektedir. Belki de yönetim, gerçekten de sınırlarını kaybetme pahasına düşünebilen insanların ehliyetinde olmalıdır.

Bilge Leon tahtı entrikalar ve evlilikle elde ya da o zamanki tabirle gasp eden babası I. Basileios’un, Amoria Hanedanına son vermesi neticesinde tahtını paylaşmak zorunda kaldığı kardeşi hariç sorunsuz olarak tahta çıkacaktır ki Doğu Roma tarihine göz attığımızda tahta çıkış meselesi daima bir sorun olarak süregelmiştir. Binaenaleyh kardeşi Aleksandros, ne sefahat hayatından vazgeçerek sorumluluk üstlenecektir ne de abisinin baskın karakterinden sıyrılmayı başarabilecektir.

Leon için belki de söylenebilecek ilk şey, çok zor bir çocukluk geçirmiş olduğudur. Abisi Konstantinos hayatta iken babası tarafından daima dışlanan Leon, kimilerine göre tahtın önceki sahibi III. Mihail’in çocuğuydu. Kendisi de bu söylentiye inanmış olacak ki tahta çıktıktan sonra babası için yapılan küçük törene karşılık, önceki imparator III. Mihail’in cenaze töreni tekrardan ve çok daha haşmetli şekilde yapılacaktır.

Her halükarda Doğu Roma tahtına çıkan seleflerinin tamamından daha bilge olan Leon; daha çocukluğundan beri nutuklar yazacak, astronomiye ilgi duyacak ve teoloji alanında çalışmalar yapacaktır. Zaten kendisinin en büyük hayallerinden birisi de araları açık olan Roma ve Konstantinopolis Kiliselerini tekrar birleştirmek olacaktır ki bu mevzu için bizzat kendi önderliğinde bir konsül toplayacaktır.

Öyle ya da böyle, kendisi parlak bir tedrisattan geçmiştir. Asker kökenli ve gaspçı babasının bir hanedan kurma hayalini gerçekleştirmek üzere, abisinin yedeği olarak yetiştirilmiştir. Hatta öyle ki kardeşlerinden en küçüğü Stefanos; Konstantinopolis Patriği olması için manastıra verilecek ve Leon’un hükümdarlık dönemindeki ilk icraatlarından biri olarak, patriklik makamına henüz 16 yaşında iken atanacaktır.

Leon, büyük hayalleri olan bir adamın büyük oğludur ve fakat bir insandır. Babasının muhafız alayının komutanı Stylianos Zautses’ın güzeller güzeli kızı Zoe Zautses ile kendisi başka biriyle evli olmasına rağmen aşk yaşamaktadır. Tahta çıktığında sevgilisinin babasını kendisine magistra (başbakan) olarak atayan Leon, yine aynı kişiye daha önce verilmemiş bir unvanı yani basileopator (imparatorun babası) unvanını verecektir ki Roma tarihinde bu unvan sadece 2 kere kullanılacaktır.

Leon, babasının kendisini zorla evlendirdiği eşini boşadıktan sonra Zoe ile evlenecek ve fakat Zoe, hayata gözlerini yumacaktır. Leon için sorunlar başlamak üzeredir. Bir yandan Abbasi donanması bastırmaya başlamışken ve Sicilya saldırı altındayken bir yandan da Patriklikten 3. evlilik için izin istemeye çalışmaktadır. Genel Hristiyan öğretisinde, boşanmaya izin olmasa da eşin erken ölümü neticesinde 2. evlilik yapılabilirdi. Ama, Leon üçüncü hakkını kullanmak istiyordu ve bu kabul edilemezdi.

Patrik kardeşini yakın zamanda kaybetmiş Leon, yeni patriği türlü hediyelerle evliliğe onay vermeye ikna edecektir. Kendi düşünce dünyasında (bir paradoks olarak) çok evliliğe ve canlı bir aşk hayatına daima karşı çıkan, Roma’nın I. Justinianus’tan beri gördüğü en büyük kanun yapıcısı, öğretmeni ve öğrencisi, dış politikanın üstadı olan Leon; Konstantinopolis’i tekrardan bir bilim ve sanat merkezine çevirmeye çalışacak ve bunda başarılı da olacaktır. Şayet bir Doğu Roma Rönesansından söz edilebilirse, bunun mimarı şüphesiz Bilge Leon’dur.

İmparator I. Justinianus’un efsanevi hukuk eserleri Codex, Digesta ve İnstitutiones yerine Leon’un bizzat önderlik ettiği çalıştaylar neticesinde oluşturulmuş Basilika derlemesi; yargıçlar ve senato tarafından Konstantinopolis’in düşüşüne kadar kullanılacaktır ki bu bile onun ne kadar devrimsel bir kişilik olduğunu ispat etmeye kafidir.

Leon döneminin en başat dış politika konusu ise, Birinci Bulgar İmparatorluğunun doğurduğu tehdittir. Şunu belirtmek gerekir ki, Doğu Roma’da devlet merkezi her ne kadar Konstantinopolis olsa da yerel hanedanların başa geçmesiyle bazı yerel şehirler Konstantinopolis’i gölgede bırakacak kadar gelişmiştir. Mesela Amoria Hanedanının merkez şehri Amoria (Frigya-Kayseri)’nin Abbasiler tarafından harap edilmesi, bu hanedanın önü alınamaz çöküşüne yol hazırlamıştır.

Makedon Hanedanının ikinci imparatoru Leon da hanedanını güvence altına almak gayesiyle daimi tehdit Bulgarları ortadan kaldırmak üzere, Sicilya’dan tüm kuvvetlerini çekerek saldırıya geçecektir. Sonuç ise tam bir felakettir; ordu bozguna uğrayacak, Sicilya tamamen kaybedilecek ve Thessaloniki (Selanik) başında bir Yunan’ın olduğu Araplarca yağmalanacaktır.

Leon artık farkına varmıştır. Saldırıya geçilmesi kendi dönemi için mümkün değildir, çünkü Roma hem fakir hem de ordusu perişan haldedir. Bu yüzden kendisi yapısal reformlara yüzünü dönecek ve savunmaya geçecektir. Bulgarlara karşı Macarları destekleyecek ve Bulgarları altın vasıtasıyla sakinleştirecek, İtalya’daki durumun daha kötü gitmesine engel olacak ve dikkatini Müslümanlara verecektir. Çok ilginçtir ki, Müslüman dünyasından fikri manada en çok etkilenen imparator Müslüman dünyasının en büyük düşmanlarından Bilge Leon’dur.

Leon, üçüncü karısının da ölmesi ile beraber Leon hem dul hem de vârissiz kalmış vaziyettedir. Eğer bir çocuğu olmazsa çektiği tüm çileler ve hazırlıkları boş gideceğinden Patriklikle ters düşme pahasına bir kez daha evlenecek ve aforoz edilecektir, gerekçe ise sabittir. Leon’un babası zamanında yürürlüğe giren ve kendi imzasını da taşıyan medeni kanun gereğince, 4. kez evlilik ne şart altında olursa olsun zina anlamına gelmektedir. Tüm tepkilere cesursa göğüs geren ve yeni karısı Zoe sayesinde bir erkek evlat edinen Leon, Müslümanların Doğu Roma’ya karşı kullandığı en fevkalade üs Tarsus’u da harap edecek ve hazineyi altınla dolduracaktır.

Ölmezden evvel donanmasını Girit’in Müslümanların elinden kurtarılması için yola çıkaran VI. Leon, uzun seneler üzerine titrediği donanmasının aldığı topyekun bozgun haberine dayanamayarak vefat edecek ve arkasında şarap bağımlısı üstelik ailesi olmayan bir erkek kardeş, gözü de kaderi kadar kara bir eş ve küçük bir çocuk bırakacaktır.

Tüm büyük askeri başarılardan yoksun olmasına rağmen, Leon’un hükümdarlık dönemi ve vergilendirme sistemi incelendiğinde anlaşılacaktır ki kendisi yaşarken ev sevilen imparator olmuştur. Yüzlerce yıl sonra bile tahta yeni çıkan hanedanlar, şecerelerini ona dayandırmaya çalışacaktır. Böylesi tebaa esirgeyen bir yönetime bakınca insan bazen Platon gibi düşünmeden duramıyor. Ya filozoflar kral olmalı, ya da krallar filozof.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Aykut Demir - Mesaj Gönder

# , asker, altın

göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Gaziantep Pusula Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Gaziantep Pusula Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA), Anka Haber Ajansı (ANKA) tarafından servis edilen tüm haberler Gaziantep Pusula Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Gaziantep Pusula Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.