İNANÇ

Bir hayal düşünün; peşinden koşmaya dair olan inancınızı asla yitirmeyeceğiniz, onun için türlü külfetlere katlanabileceğiniz, peşinden inançla koşabileceğiniz. Ve türlü eleştirilere aldırmadan bu idealin peşinden gittiğinizi düşünün.

Bir gerçeklik düşünün; sizi yoran, yıpratan ve yolunuzu yarıda kesmeye and içmiş bir toplum tarafından kurulmuş, çivisi çıkmakta olan bir dünyanın içinde olduğunuz bir yol.

Sonra, bu ikisini uzlaştırdığınızı varsayın. Etrafınızdaki engellerle dolu olan gerçekliği, hayallerinizle birleştirdiğinizi gözünüzün önüne getirin. İşte tüm bu cefalar, tüm bu zorlukların, gelecekteki sizi yani hayallerinizi kucaklamakta ve şahsiyetinizi inşa etmekte olduğunu anlayın.

Ve sonra zaman denilen değişkeni hatırlayın; uçsuz bucaksız gök kubbeyi kucaklayan bizden öncekilerin biriktirdiği ve bizden sonrakilerin harcayacağı, bizim de egemenliğini kabul ettiğimiz zamanın önünde diz çökmeli miyiz? Bu soruya verilecek cevap tektir; insan hem geçmişe hem geleceğe yani zamanın kendisine baş kaldırmalıdır. Onu kendisine rakip bilmelidir. Zaman denilen eşsiz gücün karşısında, kaybedeceğini bilmesine rağmen mücadele etmelidir.

Başka bir deyişle kendi yolunu çizmek için kendi zamanını, gerçekliğini yaratmalıdır. Yeni bir gelecek için hem geçmişini hem bugününü değiştirmelidir. Zaten gelecek denilen şey, geçmişin bize dayattırdıklarının sonucundan başka nedir ki?

Üzülmeye gerek de yoktur. Çünkü geçmiş ve gelecek arasında, bizim çabamıza aşık olan bir de şimdi vardır. Tabiri caizse kader çabaya aşıktır. Sonuç ne olursa olsun, kendi yaptıklarınıza bugün pişman olmak yerine yarattığınız yenilikten mutlu olmalısınız, ne olursa olsun bu sizin çizdiğiniz yol kendi gerçekliğinizdir.

Yaptıklarınızdan pişmanlık duymak yerine yapılan yanlışsa bile, kendi yolunuza girdiğiniz için bu durumdan mutlu olmanız gerekir. Birey, kendi yoluna girdiği ve bu yolda ilerlediği sürece bireydir. Yanlış da olsa bu yanlış sizindir, önemli olan başkasının doğrusu değil sizin kendi yolunuzdur, pişman olsanız bile bu sizin yolunuzdur. Yanlışı siz yapmışsınızdır.

Bir başkasının yolunda ilerleyip aynı kalıplarla topluma uygun bireyler olarak mutlu olmaktansa fark yaratıp birey olmak için kendi yolunuzdan ilerlemeniz gerekir.

Toplumun kalıplaşmış bireylerinden olmaktansa, kendi kişiliğini yaratıp onula fark yaratmak muazzam tatmin edici bir olayken neden başkalarının onayına ihtiyaç duyulsun ki? Bırakın her şeyi ve kendi doğrunuzda ilerleyin, bu yolda kimseyi üzüp kırmak umurunuzda da olmasın ama bilerek kimsenin canını yakmayın. Onlar, sizin doğrularınızı ve sınırlarınızı bir noktadan sonra kabul edeceklerdir. Yeter ki, kendi doğrunuzu önce kendiniz benimseyin.

İnsan bu noktada kişiliğini oluşturduğunu, kendi varlığını kabul ettikçe fark yarattığını bilseydi en başından beridir öğrenilmiş gerçekliği kabullenip devam eder miydi? Bence kesinlikle hayır. Madem buraya kadar gelmişiz, bu kadar yorgunluğu çekmişiz, ilerlemeyecek ve herkesin istediği insan olacaksak bu yolda neden ilerledik ki? Kendilerini fark edip bir yere gelmiş insanlara yandaşlık yapmak için olmamalı.

Ben şahsen kendim, beni büyüten insanlara bunu bir borç bilerek ilerliyorum. Kendi ayakları üzerinde durmayı öğrenmiş herkes, kendi yolunu çizip bu dünyada iz bırakabilmeli ki ilerleme olsun. Bunca emekle büyütülmüş insan yavrusuna, bir başkasına hizmet etmek için değil diğerlerine yol gösterecek konuma gelebilsin diye emek verilmiştir. Sizden vazgeçtikleri noktada bile siz kendinizden vazgeçmeyecek ve hayata dört kolla daha da fazla sarılacaksınız.

Tabii ki, toplumda farklılaşamayacak ve kendi yolunu çizmiş lider bireylerin peşinde yoldaşlık yapacak insanlar olacak. Yadırgamayın veya düşük görmeyin öyle insanları. Toplumun o insanlara da ihtiyacı var. O insanlar ki, yaşam hedefleri olarak bu yolda ilerlemeyi kendilerine daha güvenli görecekler. Burada, tam burada düşünmemiz gereken şey; o insanlardan biri olmak mı yoksa o insanlara liderlik ederek yol gösterecek kişi olmak mı istediğiniz?

Bu yolun kolay olduğunu asla iddia etmiyorum, bu yolda ben de çok zorluklardan geçiyorum ama asla vazgeçmiyorum. Benim önümde de toplumda farklılığın olmasını kabul edemeyen insanlar var ama şansım çok büyük ki ailem, en büyük destekçim ve refakatçim. Sizin için bu durum böyle olmasa bile ilerlemekten veya yolunuza çıkan engellerden yılıp bir an olsun vazgeçmemelisiniz. Bu yol ki; siz vazgeçmediğiniz, kötülükleri alt edebildiğiniz ve sonunda kazandığınız sürece güzel. Kazandığınız zafer, çektiğiniz zorlukları bile size sevdirecek.

Unutmayın, olacak olan olmalı.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Büşra Tabur - Mesaj Gönder

#

göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Gaziantep Pusula Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Gaziantep Pusula Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA), Anka Haber Ajansı (ANKA) tarafından servis edilen tüm haberler Gaziantep Pusula Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Gaziantep Pusula Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.