İKİ KARANIN SULTANI, İKİ DENİZİN HAKANI, KAYSER-İ RUM

Ve cenâb-ı şerîfümle kimesne ta’âm yimek kânunum değildür.

Meğer ki ehl (ü) ‘ıyâlden ola. Ecdâd-ı ‘izâmum vüzerâsiyle yirler imiş.

Ben ref’ itmüşümdür.

Yukarıda alıntıladığım ferman parçası Fatih Sultan Mehmet’in “Atam Dedem Kanunu” olarak tabir ettiği Kanunnâme-i Âl-i Osman’nın Bâb-ı Sânî ve “Umûr-ı saltanata müte’allık tertîb ü âyîn beyânındadur” başlıklı bölümünden alıntıdır.

Peki ne demektir hanidir kullanılmayan bunca kelimeyi muhteva eden metnin anlamı? Evvela; belirtmek gerekir ki yukarıda alıntıladığım ferman parçasını keşke anlayabilecek kadar geniş bir kelime dağarcığına ve parlak dimağlara sahip olsak ki ufkumuzla hem geçmişi hem geleceği rahatça okuyabilsek. Naçizane bilgimle yukarıdaki metni, günümüzün kurutulmuş ve sözde saflaştırılmış diline çevirmeye çalışırsam şöyle bir anlam ortaya çıkacaktır: Saygıdeğer şahsımın, ailemden olmayan bir başka kişiyle yemek yemesi kanunum değildir. Dedelerim vezirleriyle yemek yermiş, ben bu töreyi ortadan kaldırdım.

Harekât noktası çoğunlukla Batı olan Fatih’in kafasında tasavvur ettiği cihanşümul imparatorluk; yaptığı seferlere ve teşkil ettiği devlet yapısına bakarsak dört bir yönden ihtişamına meydan okunamayan, bünyesinde eskinin tüm azametli fatihlerinin iktidarlarını barındıran ve Eski Dünya olarak bildiğimiz Hindistan’dan İspanya’ya kadar uzanan coğrafyanın iki kudretli dini Hristiyanlık ve İslam’ın koruyucusu olmaya namzet bir egemenliği haizdir.

Fatih o döneme kadar dünyanın gördüğü en sarsılmaz taht olarak bilinen Roma tahtını, ilk seferiyle Konstantinapol’ü fethederek ele geçirir. Bugün biz her ne kadar Bizans olarak isimlendirsek de Konstantinapol’deki yöneticiler, dünyanın geri kalanı ve hatta Papalık bile o dönemde onları Roma İmparatoru olarak adlandırmaktaydı.

Roma İmparatoru unvanını ele geçiren Fatih; I. Bayezid döneminde yaşanan Ankara Felaketinden beri Şark’tan bastıracak cihangir bir komutanın yönettiği farazi bir tehdide karşı daima korkuyla yaklaşmış ve bu yüzden Halife’yi koruyan Memlukleri kendilerine tabii bir müttefik olarak seçmiş olan klasik Osmanlı stratejisini reddeder ki bu strateji Alâeddin Keykubad döneminden beri Anadolu’nun güvenliği sağlayan temel fikirdir.

Ama Fatih kendi deyişiyle “Kendisinden öncekilere benzememektedir.” ve bu yüzden önce Osmanlı’nın cihanşümulluk iddialarına 70 senedir engel olan Şark korkusunu, Otlukbeli Muharebesinde ateşli silahlarla donattığı ordusuyla yener.

Şark korkusunu da yenen Fatih, artık evrensel bir imparatorluk için kendisine engel olan iki feodal yapıyı ortadan kaldırmaya yeterli güce ulaştığına inanmaya başlar ki saltanatının başından beri yaptığı tüm hazırlıklar bu amaç uğrunadır.

Fatih; Hristiyan dünyada kendisine karşı en büyük gücü himayesinde toplayabilecek olan Papalık tehlikesini, Kilise’nin tehdidi altındaki daha zayıf durumda olan İtalyan şehirlerine para akıtarak azaltır. Mamafih İtalya Seferine de hazırlanan Fatih; Müslüman aleminde kalan son ve en güçlü tehdidi yani Memlukları ve Halife’yi de kırmayı amaçlar.

Son zamanlarda bulunan bazı vasallık fermanları Fatih’in kendisine Halife unvanınıverdiğini göstermektedir ki bu ondan beklenilebilecek bir davranıştır.

Müslümanlar için hayati önemdeki Hac Yollarının güvenliği ve bakımı işini üstlenmeyi talep eden Fatih isteğinin reddedilmesi üzerine Mısır sınırındaki kaleleri berkittir. Mısır ve Papalık ile yaşanan sorunları müteakip ordusunu Hünkar Çayırında son kez toplayan Fatih şüpheli bir şekilde vefat eder ve son seferinin nereye olduğuna dair sırrını da beraberinde bilinmezliğe götürür.

Fatih üzerine çıkarılabilecek en çarpıcı yorum; Fatih’in kendisine ezeli düşman olarak seçtiği Papalık ve Memlukların iktidarlarını dini motivasyona dayandırmasıdır. Bu delil Fatih’in dini otoriteyi reddettiğini değil bilakis evrensel bir egemenliğin ve medeniyetin ancak dini motivasyona dayanabileceğine inandığını ve bu yüzden de kendi imparatorluğunun istikbalin teminatı için diğer dinsel motivasyona sahip olan feodal kurumları da bünyesinde içtima etmek istediğini göstermektedir.

Peki bunca geniş ufuklara sahip olan Fatih’in ömrünün sadece seferlerde geçtiğini düşünmek caiz olur mu? Kendisi Roma’dan aldığı devlet kurumlarını Osmanlı’ya uygulayacak ve devleti yeniden inşa edecektir. Dedelerinden kendisine kalan kanunları düzenleyecek, tasnif edecek ve devlet yönetimine ilişkin kapsamlı bir kanunname hazırlayacaktır. O dönemin yöneticilerinin tahayyül gücünün sınırlarını dahi aşan Fatih, hala bir Balkan krallığı olan devleti kuru bir cihangirlik sevdasından öteye gerçekten taşıyan padişah olacaktır.

Otoritesine rakip asla görmek istemeyen Fatih, kuracağı imparatorluğun dünya üzerinde yegâne olması gibi yöneticisinin de yegâne olması gerektiği inancını beslemektedir. Bu yüzden Osmanlı yönetimindeki güçlü Türk aileleri ulema sınıfı haricinde tasfiye edecek ve yerlerine sadakatinden şüphe duymadığı kul sınıfından devşirmeleri getirecektir.

Günlük meselelerle ilgilenmeyi reddeden Fatih, Divan-ı Hümayun’a olağanüstü önem arz eden konular tartışıldığı zaman liderlik edecektir. Onun bünyesindeki ulaşılamaz olma arzusu o kadar fazladır ki, babasının dönemine kadar devam eden Türk beyleriyle ve yönetici sınıfla beraber yemek yeme adetini terk edecek (kendi deyişiyle ref edecek) ve Has Odasında bir başına yemek yiyerek kendisinin dokunulamazlığını ve eşsizliğini ispatlayacaktır. Ne de olsa yegâne imparatorluğun biricik efendisidir.

Fatih’in imparatorluk hülyasını, kanunnamesindeki bir maddeden çıkarak anlatmaya çalışmak aslında onun en küçük teşrifat kurallarında bile dokunulmazlık arzusunun var olmasından kaynaklanmakta olup Fatih’i anlatmaya tek bir yazı yetmeyeceği için kendisinden daha sonraki yazılarımızda da bahsetmek dileğiyle yazımızı onun da çok sevdiği bir beyitle bitirmemiz icap eder.

Perdedâri mîküned ber kasr-ı kayser ankebût

Bûm nevbet mîzined der târumu Efrasyâb

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Aykut Demir - Mesaj Gönder

#

göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Gaziantep Pusula Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Gaziantep Pusula Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA), Anka Haber Ajansı (ANKA) tarafından servis edilen tüm haberler Gaziantep Pusula Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Gaziantep Pusula Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.