YAŞAM BAZEN BİR GÖÇ HİKAYESİDİR

Yaşam, bazen bir göç edişin hüzünlü bir hikayesidir. Her şey bir gün sanki hiç yaşanmamış gibi olmak üzere gelir ve geçer. Bu büyük akış içerinde Hafız Şirazi’nin dediği gibi bize atalarımızdan hep sonsuz keder miras kalır.

Size bugün anlatacağım hikaye Halep’in Türkmen mahallesi Höllük’te başlıyor aslında birçoğumuzun benzerlerini duyduğu ve savaşın karanlığında tekrarlana tekrarlana özünü unuttuğumuz bir hikaye. Size anlatacağım hikayenin ana kahramanı adını burada değiştirerek vereceğim Burak. Bu satırların yazarı Burak’ın samimi mütebbesim çehresini ve hayatta yalnız gerçek acılar yaşamış bilge insanlarda bulunan vakur duruşunu yazmaktan acizdir. Benim dinlerken yüreğimin derinliklerine işleyen bu öyküde eksik kalan kısımları siz değerli okuyucuların hayal gücü ve hissiyat alemine bırakıyorum.

2011’in 15 martına kadar Burak’ın hayatında politikanın ve devlet meselelerinin pek de önemsenecek bir yeri yoktu diyebiliriz. O daha çok bu yıl gireceği üniversite imtihanlarını düşünmek ve gelecekte yaşayacağı üniversite yılları ile ilgili hayaller kurmakla meşguldü. Ama işler pekte planladığı gibi gitmedi martın 15’inde ülkenin en güneyinde Deraa’da başlayan gösteri ve çatışmalar kısa sürede Halep sokaklarına ulaştı. Halk sokaklarda hükümeti protesto ediyor, hükümete bağlı güçler her seferinde acımasızca bu protestolara karşılık veriyordu. Bu protestoların bir kısmına katılan Burak; hükümete bağlı çoğu hapishanelerdeki adi suçlulardan oluşturulmuş paramiliter güç şebbihalar(hayaletler) tarafından defalarca birçok sivilin gözlerinin önünde katlettiğini görmüş. Bu olaylardan kendisini en çok etkileyenlerden birisi BM’nin uluslararası gözlemcileri tarafından izlenen ve halktan birçok farklı kesimin katıldığı büyük bir yürüyüş esnasında yaşanmış. Burak ve liseden bazı arkadaşları bu büyük yürüyüşe katılmaya karar vermişler, herkes bu sefer hükümetin BM gözlemcileri önünde ve tüm dünyanın göreceği canlı yayın esnasında saldırmaya cesaret edemeyeceğini ve halkın şehrin en büyük meydanına yürüyerek bugüne kadarki en büyük protestolardan birisini gerçekleştireceğini heyecanla konuşuyormuş. Lakin şark memleketlerinde işlerin beklendiği gibi yürümeme özelliği vardır. Şarkta insan bir sayıdan ibarettir. Onun için şairin dediği gibi şarkta ölmemeye bakmak gerekir. Bu seferde işler çok farklı olmamış Halep’in büyük meydanına yaklaşık 200 metre kala şebbihalar ve polis halkın etrafını çevirmiş ,Burak o sırada BM gözlemcilerinin bulunduğu arabadakilerin kendilerine el salayarak arabanın camlarını kapatıp uzaklaştıklarını görmüş. Sonrası ise mahşer yerini andıran bir can pazarı yerlerde onlarca ceset kolu bacağı kopan insanlar ve annenin evladını tanıyamayacağı bir dehşet sahnesinden ibaret. İnsanlık denilen müessesenin insan olmaya mola verdiği anlardan birisi. Burak ve arkadaşları ara sokaklardan birisine kaçarak tanımadıkları bir eve sığınmışlar. Burak’ın hala şükran duyarak bahsettiği bu ev sahibi ortalık sakinleşinceye kadar onları saklamış ve onlardan eğer hükümet güçlerinin eline geçerlerse kendisinden bahsetmemelerini rica etmiş öyle ya eğer hükümet tarafından protestoculardan birisini sakladığı öğrenilirse kendisi ve ailesinin bir daha görülmemek üzere izinin silinmesi ihtimali varmış işin ucunda.

Çok kısa sürede Türkmen mahallesi Höllük kurşun ve çatışma seslerinden yaşanamaz bir yer haline gelmiş Burak aradan geçen o kadar yıla rağmen annesinin hala o zamanki ses bombalarının etkisinden kurtulamadığını söylüyor. Höllük ahalisinin birçoğu çatışmaların birkaç günde durulacağına kanaat getirmiş ve yükte hafif pahada ağır olan birkaç eşyalarını da yanlarına alarak Halep’in kuzeyindeki köylerine gitme ve çatışmalar bitince de geri dönme kararı almışlar. Evlerine birkaç gün içinde döneceklerine o kadar inanıyorlarmış ki Burak’ın dayısı evinde sakladığı bir miktar parayı yanına alma gereği bile duymamış. Burak kendilerine ait bir pikaba binerek komşuları ve akrabaları ile köylerine gittiklerini anlatıyor. Herkes yıllardır yaşadıkları mahallelerini evlerini ve dükkanlarını bırakıp sonunu kestiremedikleri bir yolculuğa çıkmanın şoku içerisinde gelecekle ilgili kehanetlerde bulunuyormuş. Bazıları çatışmaların bir haftada biteceğini, bazıları hükümetin ay sonuna kalmadan düşeceğini söylüyormuş. Burak ve ailesi köylerindeki bir göz odadan ibaret evlerine yerleşmişler. Halep’teki geniş ve güzel evlerinin yanında bir sürü kişinin bir arada yaşamak zorunda olduğu bu evde adına mültecilik denilen bir tuhaf gurbetlik haline ilk adımlarını atmışlar. Bu mültecilik denilen şey öyle bir haldir ki o vakitten sonra insan dünyanın neresine giderse gitsin hatta yurduna geri dönse bile kendini gurbette hisseder.

Bütün bunlar yaşanırken Burak’ın üniversite sınav sonuçları açıklanmış ve Suriye halkı tarafından devrim üniversitesi olarak bilinen Halep Üniversitesi’nde Arap Dili ve Edebiyatı bölümünü kazanmış. Üniversiteye devam etmek için ailesini köyde bırakarak yeniden Halep’e dönmüş. Halep’te cephenin iki sokak gerisinde kalan evlerinden her gün üniversiteye gitmek için çıkıp onlarca silahlı kontrol noktasından geçip bazen altı bazen yedi saatte üniversiteye ulaşıyormuş. Bu bir saatten kısa sürmesi gereken yolu her gün bıkmadan usanmadan ve o kadar tehlikeyi göze alarak gidişini bugün kırık bir Türkmen ağzıyla konuştuğu Türkçesiyle cahil cesareti olarak nitelendiriyor. Halep’te silahların hiç susmadığı insan ölümünün hayatın akışı içerisinde sıradanlaştığı o günlerde Burak yaşanan hak ihlallerini, soygunları ve talanları arkadaşlarıyla sosyal medya üzerinden bir ajansa duyurduğu için 27 gün bir evin bodrumunda esir tutulmuş bir Türkmen tugayı komutanının kefil olmasıyla serbest bırakılmış. Burak o günlerde savaş kadar açlıkla da mücadele etmek zorunda kaldıklarını anlatıyor bazı zamanlarda mecburiyetten küflü ekmek yemek zorunda kaldıkları bile olmuş.

Burak bir yerden sonra ailesinin Halep’ten çıkması yönündeki ısrarlarını dayanamaz ve o sırada Antep’teki eski bir ahbaplarının yanında iş bulmuş olan abisinin yanına Türkiye’ye gelir. Burak Antep’te tam üç ay çalışır. Abisi ile birlikte bir ev kiralarlar ve ailelerini getirirler. Lakin Halep’i geride bırakmış olmayı bir türlü kabullenemez. Bir gece aniden Halep’e dönme kararı alır ve çantasını alıp otogara gider. Burak babasının o gün kendisini ikna etmek için peşinden gelip otogarda yaptığı konuşmayı bugün bile unutamadığını söylüyor. İki erkeğin gerçek felaket durumlarında yaptığı ciddi ve çaresiz bir konuşma. Bu olay üzerinden çok uzun zaman geçmeden Burak’ın ölüm haberi Antep’e gelir.

Bu hikaye yarım kalmış bir hikaye olarak burada bitebilirdi lakin yaşam felaketlere olduğu kadar mucizelere de gebedir.

Ölüm asude bir bahar ülkesidir bir rinde

Gönlü her yerde buhurdan gibi yıllarca tüter

Ve serin serviler altında kalan kabrinde

Her seher bir gül açar, her gece bir bülbül öter

Devamı bir sonraki yazıda esen kalın, sevgi ve hürmetle.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Kahraman Anar - Mesaj Gönder

#

göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Gaziantep Pusula Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Gaziantep Pusula Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA), Anka Haber Ajansı (ANKA) tarafından servis edilen tüm haberler Gaziantep Pusula Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Gaziantep Pusula Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.