Son imparator sultan II. Abdülhamid

zxseumdnrniioalsyive

Sultan II. Abdülhamid… Osmanlı’nın son kudret sahibi ve güçlü padişahı, aynı zamanda Osmanlı halifeleri içerisindeki en etkinlerden de olan Sultan II. Abdülhamid, aslında gayet tuhaf bir kişiliktir. Aldığı eğitim, finans alanındaki uzmanlığı, hobileri, zevkleri ve karakteriyle dönemdaş olduğu Avrupa hükümdarları içerisinde kendisi gibi birisini bulmak hayli güçtür.

Erken yaşta annesini kaybeden Sultan II. Abdülhamid, hem babası Sultan Abdülmecid hem de üvey annesi Perestû Sultan tarafından büyük bir özenle yetiştirilecektir. Zaten Sultan Abdülmecid de tıpkı kendi babası Sultan II. Mahmud gibi, devleti yenileyerek kurtarma düşüncesine sahip olan bir adamdı. Sultan Abdülmecid’in uzun ve pek karışık saltanat döneminden sonra veraset yasaları gereği tahta geçen Sultan Abdülaziz, karakteristik özellikleri sebebiyle uzun yaşayacak gibiydi. Yeni veliaht prens Şehzade Murad ise, herkesin samimiyetine saygı duyduğu bir adam gibi görünmektedir.

Gençlik dönemleri amcasının padişahlığı ve abisinin veliaht şehzade olmasının gölgesinde geçen Abdülhamit, tahta çıkma sırasının kendisine asla gelemeyeceğini düşünerek kendisini sanata, finansa ve okumaya adayacaktır. Osmanlı’nın yeni adapte olduğu borsa sisteminden Münif Paşa’dan aldığı dersler sayesinde zengin olacak, aynı zamanda Anadolu’dan değerli maden ve kaliteli ürün getirterek Avrupa pazarına ihraç edecektir.

Devlet borçlanma senetlerinden dahi satın alan Abdülhamid, Avrupa’nın en büyük banker aileleri ile dost olacak ve tahta çıktıktan sonra da bu dostluğunu kullanarak ülkeye yatırımcı çekmeyi başaracaktır. Serveti o kadar büyüyecektir ki, tahta çıkarken askere bahşişini devlet hazinesinden değil kendi cebinden dağıttıracaktır. Ne yazık ki ama böylesi bir servet, kendisi tahta indirildikten sonra gasp edilecektir.

Hobi alanı marangozluk ve fotoğrafçılık olan Abdülhamid, tahta çıktıktan sonra can güvenliği riske atmamak için İstanbul’dan dışarıya çıkmayacak ama dünyanın dört bir tarafını fotoğraf ile çektirerek koleksiyon oluşturacaktır.

Avrupai romanlara ve bilhassa opera sanatına çok meraklı olan Sultan Hamid, amcası Abdülaziz’in aşırı geleneksel ve Doğulu görüntüsünün Avrupa’nın önde gelenleri arasında alay konusu olduğunu bilecek ve gerek kıyafet tarzı gerek hobi alanlarını bir Avrupalı gibi tasarlayacaktır.

Sağlıklı bir kafa için de sporun şart olduğunu düşünen Sultan Hamid, gençlik zamanlarından beri sabah koşusunu ve yüzmesini asla ihmal etmeyecektir. Tasavvufi tarikatlara ve İslam’ın tezhip, hat ve ebruli gibi aşırı estetik sanatlarına da merak salan Abdülhamid, sık sık toplu zikirlere katılacak ve pek çok tarikatı aynı zamanda Hindistan ve Kuzey Afrika gibi uzak coğrafyalarda Müslümanları harekete geçirmeleri için teşvik edecektir.

Amcasına yapılan darbe ve abisinin siyasi sebeplerden akıl sağlığını kaybetmesi neticesinde çok kısa bir sürede, asla açılmayacağını düşündüğü saltanat kapısı kendisine açılacaktır. Ülkeye anayasal monarşiyi getirme sözünü veren Sultan II. Abdülhamid’in saltanatının ilk yılları Ruslarla yapılan ağır savaşın neticesinde geçecek ve Ruslar hem Balkanlar hem de Anadolu üzerinden neredeyse İstanbul’a ulaşmak üzere ilerleyeceklerdir. Büyük bazı devletlerin araya girmesi neticesinde Osmanlı’nın Avrupa’daki topraklarının çok büyük bir çoğunluğu kaybedilecek ve Sultan Hamid, bir daha uzun bir süre savaşa girmekten çekinecektir.

Bu savaşın da amcası ve abisine yapılan darbelerin de etkileri onu kötü etkileyecek ve çok korunaklı bir saray olan Yıldız Sarayına taşınarak, herhangi bir ihanet sırasında donanma ve ordudan uzakta kalarak işleri kontrol altına almak için bir önlem alacaktır.

Özellikle donanmanın amcasını bombala tehdidinden çok korkan Sultan Abdülhamid, o dönemin sayı bakımından en büyük donanmalarından birisi olan Osmanlı donanmasını Haliç’e zincirleyerek çürümeye terk edecektir.

Ordu’yu ise gittikçe daha modern ekipmanlar ve daha akıllı subaylarla doldurma gayretindeki Sultan Hamid, Almanya’dan dönemin en iyi silahlarını ve toplarını getirtecektir. Tabii onun modernleşme çabaları sadece orduya has değildir. Avrupa’dan getirttiği mühendisler ve öğretmenler sayesinde Anadolu, Suriye ve Balkanlar’da yeni bir ekonomik atılım olmasını sağlayacaktır. Osmanlı ülkesinin dört bir tarafında açtığı kız ve erkek okullarıyla halkın eğitim seviyesini yükseltme gayretindeyken ihraç edilebilecek kıymetli mamuller oluşturmak için de özellikle İstanbul ve Anadolu’yu fabrikalarla donatacaktır.

İngiliz ve Rus tehdidine karşı Orta Doğu’daki uzak Osmanlı topraklarının savunmasını kolaylaştırmak için Bağdat ve Hicaz demiryolu projelerini gerçekleştirecek, Bağdat’ı bir askeri kışlaya çevirecek ve Rus saldırısına karşı tüm Doğu Anadolu’yu tahkim ederek Hamidiye Alaylarını kuracaktır.

Çanakkale Boğazını da birinci sınıf Alman toplarıyla koruyan Sultan Hamid döneminde, Osmanlı mühendislerinin başarılı çalışmaları neticesinde ilk bir denizaltı bir gemiyi torpilleyerek batırmayı başaracaktır.

Ama yine de onun en büyük ve en etkili kozu, Halifelik olacaktır. Ondan önceki Osmanlı padişahları halife unvanına pek kıymet göstermeden kullanmış olmalarına rağmen o, Avrupalı devletlerin sömürge imparatorluklarında yaşayan Müslümanların gönlünü kazanarak bir savaşa hazırlama gayreti içerisinde olacak ve her fırsatta üstüne teyakkuz eden Avrupalıları önce cihad ilanı tehdidiyle korkutacak ardından pazarlık masasına oturarak tavizler verecektir.

Onun asıl zekası da burada gizlidir, Avrupa’ya karşı tam bir entelektüel gözüken Sultan Hamid İslam Doğusuna ise dindar bir halife olarak kendisini gösterecek ve daha önce hiçbir halifenin sahip olmadığı kadar geniş topraklara etki edebilecektir. Ama kendisi de çok iyi bilmektedir ki, halifelik kozu mermi ateşlemesi mümkün olmayan bir silahtır.

Eğer ki cihad ilan edilirse, Avrupalıların sandığının aksine tüm İslam aleminin ayağa kalkmayacağının farkında olmakta ama bunu Avrupalılara asla hissettirmemektedir. Halifelik ve cihad kullanılacak bir silah değildir, sadece tehdit için daima varlığının zikredilmesi gereken bir vakıadır.

Anlattıklarımdan da gayet rahat anlayabilirsiniz ki tarihi camianın da kabul ettiği üzere kendisi son Osmanlı imparatorudur. Kendinden sonra gelen her iki padişah da kukla olmaktan öteye gidemeyecek ve kalıcı bir iz bırakamayacaklardır.

Fatih Sultan Mehmed’ten beri gelen Roma imparatorlu sıfatını hem karakteri hem icraatları hem de görgüsü sayesinde layıkıyla taşıyan Sultan II. Abdülhamid, son Roma imparatoru dahi addedilebilecektir.

Pekala öyleyse, nasıl oldu da böylesi bir imparator tahttan indirildi ve bugün pek çok tartışmaya konu olabildi? Bu sorunun cevabını da bir sonraki yazımda arayacağız.

xravkadilnışezüg

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Kerem Serinkaya - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Gaziantep Pusula Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Gaziantep Pusula Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA), Anka Haber Ajansı (ANKA) tarafından servis edilen tüm haberler Gaziantep Pusula Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Gaziantep Pusula Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.