Destansı bir aşk hikayesi: Mem û Zin

Bugün sizlere; bir zamanlar dengbêjlerin uzun kış gecelerinde yanık sesleriyle anlattığı bir destanı, Kürt edebiyatının en ünlü aşk hikayelerinden birisi olan; Mem û Zîn’i anlatacağım. Destanda anlatılan olaylar 15.yy’da Cizre’de (Botan Mirliğinde) geçmektedir. 17.yy’da yaşayan ünlü Kürt şair Ehmedê Xanî tarafından 15.yy’da yaşanan bu olaylar sözlü bir Kürt destanı olan Memê Alan ile birleştirilerek yeni bir yorum çerçevesinde mesnevi nazım şekliyle Kurmanci lehçesinde kaleme alınmıştır. Kürtlerin Romeo ve Juliet’i olarak nitelendirilen eser bir aşk hikayesinden ziyade dönemin sosyolojisi, politik meseleleri, hakikat ve anlam arayışı gibi birçok meseleye değinerek bir şaheser olma özelliğini kazanmıştır.                       

Şerha xemê dil bikem fesane  /Gönüldeki derdin şerhini kılayım efsane

 Zînê û Memê  bikem behane /Zin’i ve Mem’i edeyim bahane

Nexmê we ji perdeye derînim     / Öyle okuyayım ki gönül nağmemi   

Zînê u Memê ji nu vejînim            /Geri getireyim dünyaya Zin’i ve Mem’i         

 Ehmedê Xanî; Allah’a ve Peygambere övgü içeren bir bölüm ardından Kürtlerin içinde bulunduğu tarihsel durumu anlatan uzun bir girişten sonra şöyle anlatır Mem ve Zîn’in hikayesini:          

O gün kutlu bir nevruz günüdür ve Dicle kıyısında şenlikler halinde kutlanmaktadır. Çağın gereği genç kızlar ve erkekler arasında her zaman uygulanan katı mesafeler o gün biraz daha gevşetilir şenlikte ve halaylarda birbirlerini görüp tanışmalarına izin verilirdi. Cizre’de hüküm süren Botan beyi, Mir Zeynuddin‘in kız kardeşleri olan Zîn ve Sitî o gün  nevruz kutlamalarına gitmek isterler hem tanınmamak hem de rahat hareket edebilmek için şal û şepik giyerek erkek kılığına girerler. Aynı anda Cizre’nin ileri gelen ailelerinin çocukları olan iki arkadaş Mem ve Tajdîn şenlikte kadınların olduğu tarafa rahatça girebilmek ve gizlenmek için kadın kıyafetleri giyerler sadece gözleri görünecek şekilde başları ve yüzlerini örterler. Her ikisi de kılık değiştirmiş olan Mem ve Zîn, Sitî ve Tajdîn birbirlerini nevruz meydanında gördükleri an büyülenmiş gibi donakalırlar. Çevrelerindeki dünya yok olur sanki sadece aşkın ezgisi vardır ve birbirlerinin gözlerine bakarak yüzüklerini değiştirirler. Mecnun bir halde evlerine dönen Mem ve Tajdîn birbirlerine biz ordularla mı savaştık da böyle naçar ve takatsiz kaldık. Bizi bu hale getiren hangi düşmanın hançeri ve okudur dediler ve parmaklarındaki yüzüklerine baktılar, yüzüklerin içlerinde yazan Zîn ve Sitî isimlerini görünce onları bu hale getirenlerin kendileri gibi kılık değiştirmiş olan iki dilber olduklarını anladılar. Aynı vakitlerde büyülenmiş bir halde mirin sarayına dönen Zîn ve Sitîyi gören dadıları Heyzebun kızların tuhaf halini anlar ve onlara bu hallerinin nedenini sorar. Zîn ve Siti ey dadı vallahi biz perişan olanlardanız, sadece iki göz gördük ki o gözlerin tesiriyle kalplerimiz kor gibi yanmaktadır dediler. Kızların hallerinden onların aşk derdine düştüklerini anlayan Heyzebun bu gençleri bulmak için kızlardan yüzükleri ister ve Danyal ilminin varisi bir falcının yanına gider falcıya yüzükleri gösterir ve ey falcı oğullarım nevruz gününden beridir hastadır ve aşıktırlar bu da yüzükleridir bu derdin dermanı nedir bize söyleyesin der. Falcı, Heyzebun’a yalan söylemeyesin ey dadı sen Botan Miri Zeynuddin’in kız kardeşleri Zin ve Siti’nin yanından gelirsin bu yüzüklerde Mem ve Tajdîn adında iki delikanlıya aittir. Onlar birbirlerine sevdalanmıştır eğer hekim kılığına girer şehre inersen onları bulursun der. Heyzebun hekim kılığında şehre iner. Şehirde dolaşarak mecnunları ve efsunlanmışları tedavi ettiğini söyler. Mem ve Tajdîn’in komşuları bu yabancı hekim kadına nevruz gününden beridir hasta yatmakta olan iki delikanlı olduğunu söylerler ve Heyzebun’u Mem ve Tajdîn’in yanına götürürler.

Heyzebun, ev ahalisine kendilerini yalnız bırakmalarını söyler. Mem ve Tajdîn’in parmaklarındaki yüzükleri göstererek sizin gönlünüzün meylettiği kızlar Botan miri Zeynuddin’in kız kardeşleri; Sitî ve Zîn’dir onlarda sizin gibi aşıktırlar lakin onların yüzüklerini şimdi bana verin ve kendi yüzüklerinizi alın ki adları dillere düşmesin ve şereflerine bir leke gelmesin der. Mem ey dadı o yüzük benim ruhum, canımdır; bana Zîn’den sadakadır, katilim olma der ve yüzüğü dadıya vermez.

Bu olaydan sonra şehrin ileri gelen hatır sahibi kişileri devreye girer ve kızları Mir’den isterler lakin geleneklere göre iki kız kardeşin aynı anda evlenmesi hoş karşılanmadığından önce büyük olan kız Sitî ile Tajdîn evlendirilir. Mir, Sitî ve Tajdîn’e o güne kadar Botan’ın gördüğü en güzel düğünlerden birisini yapar. Vuslata ermiş olan Sitî ve Tajdîn gittikten sonra hem Zîn hem Mem yalnız kalırlar. Bu yalnızlık ve keder onların yüreklerinde yanmakta olan aşk ateşini daha da alevlendirir ve ikisi de dertlerini şiirlerle söylerler. Mem mecnun bir halde Cizre sokaklarında dolaşır ve aşkını Dicle ile konuşarak anlatır. Dicleye hitaben:

…Bê sebr û qerar û besûkun î    /Yerinde durmuyor çağlıyor coşuyorsun      

Yan şubhetê min tu jî cûnun î…        /Yoksa sende benim gibi mecnun mu olmuşsun        

Bêhude çira tu dikey tu feryad /Sebep var mı böyle aha feryada          

 Aware diçî diyare Bexdad          /Avare gidersin diyarı Bağdada          

Ger ez bîgirim weger binalim          /Bense inleyip ağlarsam eğer        

Wer ez bimirim weger bikalim         /Sızlayıp kalbi dağlarsam eğer       

 Herçî weku ez bikem rewa ye     / Hepsi revadır düşmüşüm oda       

 Me’qulî            ji bo mera fena ye          /Ölüp yok olmaktır çarem dünyada

Aynı vakitte Zin ise derdini mum ile sohbet ederek anlatır. Zin’in mum ile konuşması şöyledir:  

Herçendî bi sohtinî wekî min     / (muma hitaben)Gerçi yanmak yönünden benim gibisin            

 Emma ne bi gohtinî wekî min     /Fakat sohbet yönünden benim gibi değilsin            

Ger şubhetê min te ji bigohta    /Eğer sende benim gibi konuşsaydın      

 De min bixwe dil qewî nesohta /Benim gönlüm de fazla yanmazdı             

Derde min û te yek ferqe           /Senin ve benim derdim bir farkı vardır    

  Ew ferq xerba ta bi şerqe    /O fark ki doğudan batıya kadardır              

Meşriq tu yî agirê te zahîr    /Doğu sensin senin ateşin görünüyor         

 Mexrîb ez û batinê min agir        /Batı ise benim , benim içim ateş

Bu iki gencin kalplerinin aşk ateşinde yandığı bu vakitlerde Mir Zeynuddin’in kapıcısı olan Beko adında aslen Botan soyundan olmayan kötü kalpli ve kurnaz bir adam fitne peşindeydi. Beko, Mirin veziri olmak istiyordu lakin Tajdîn’in kendisi yerine vezir olmasından korkuyordu bu sebeple bir yolunu bulup Tajdîn’i Mirin gözünden düşürme gayesindeydi. Bir gün Beko Mirin yanına gelir ve pek müteessir bir edayla ey Botan’ın hakimi Mir’im sizin şanınıza gölge düşüren bir mesele vardır lakin kulunuz nasıl söyler bilemem der. Bunu duyup hiddetlenen Mir ey kendini bilmez kimdir benim şanıma gölge düşürmeye cesaret edecek der. Beko fitnesinin tesir ettiğini görerek Tajdin gittiği meclislerde sizin haberiniz olmadan kız kardeşiniz Zîn’i Mem’e verdiğini söylüyormuş der. Bunu duyan Mir hiddetle yerinden kalkarak Allah biliyor ya benim de niyetim Zîn’i Mem’e vermekti ama Tajdin benim adımı hiçe sayarak böyle bir rezillik ettiyse Yüce Allah bundan sonra Botan’ı bana yurt kılmasın ki Zîn’i Mem’e yar etmeyeceğim der. O vakit Bîrca Belek’in(saray) üzerinde barışın güvercinleri kalmaz Cizre şehrinin üzerine bir sinsi karanlık çöker.

Dengbêjler hikayeleri anlatırken artık gecenin sonuna doğru hikayeyi yarıda keserler ve söz meclisindeki herkes ile yarın gece buluşmak için sözleşirler. Biz de siz değerli okuyucularımızdan hikayenin devamını bir daha ki yazıda anlatmak için müsaade istiyoruz. Esen kalın görüşmek üzere.

           

                                                                                                                                                                   

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Kahraman Anar - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Gaziantep Pusula Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Gaziantep Pusula Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA), Anka Haber Ajansı (ANKA) tarafından servis edilen tüm haberler Gaziantep Pusula Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Gaziantep Pusula Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.