Mahbuplar Saltanatı

İman ile din akçedir erbab-ı gınâda

Namus u hamiyyet sözü kaldı fukarada

Günümüzde ayıplanan, dışlanan, farklı efradca taarruz edilen bir olgu hakkında yakın tarihimize kadar uzanan bir sürece bakacağız bu yazımızda. Nedir bu olgu dersek eğer, cevabımız mahbupperestlik yönelimi yani oğlancılıktır. Yanlış anlaşılma olmasın, burada birbirine karşı haz duyan iki hem cins birey arasındaki eşcinselliği değil; aralarında yaş, güç ve statü farkı bulunan iki kişi arasında cereyan eden ve günümüz açısından kabul edilemez olan bir muhabbeti inceleyeceğiz.

Mahbup kelimesi kelime anlamı olarak, sevilmeye layık ve sevilen erkek demektir. Aradaki sevgi ise salt bir duygusal sevgi olmadığı gibi avamca bir cinsel dürtü de değildir. Şüphesiz ki, Antik Yunan, İran ve Roma da dahil olmak üzere pek çok farklı kadim toplulukta oğlancılığın izlerine rastlamak mümkündür.

Amiyane tabirle, yaşlı erkek genç erkeğin bedeninden faydalanırken; genç erkek, yaşlı erkeğin hayat tecrübesi ve ruhsal olgunluğundan istifade edip yaşlı erkeğin elde ettiği zevkleri yaşamadan pasif/edilgen kalarak simbiyotik bir bağ oluşturmaktadır. Yalnız bu bağ, değişen hayat koşulları gereği durmadan değişecek ve gittikçe varsıllaşacaktır.

Elbette ki oğlancılığın farklı tevarihlerini bir pasajda özetlemek haylice beis bir uğraş olduğundan, biz bize uzanan sürece bilhassa Osmanlı şeraitine ehemmiyet vereceğiz. İzahtan varestedir ki, Osmanlı için oğlancılığa kaynaklık eden iki esas bulunmaktadır. Bunların ilki Bizans, ikincisiyse Pers etkisi olup ayrıntıya dikkat edersek her iki esasın da tarihin şanlı ve cihanşümulluk iddiaları olan imparatorlukları olduğu gözlemlenebilir.

Zira, yukarıda bahsettiğimiz oğlancılık hayli tuhaf etkilere açıktır. Misalen, oğlancılığın ters cinsel ilişkisi olan livatayı ve sair kendilerince rafine zevkleri hayatlarında bulundurmayan, varlıklı ve kudretli kişiler; zarafetten mahrum olarak yaşadıkları için galiz ve varoş bulunacaktır, 16. yüzyıl Osmanlı’sında.

Tabii, sadece Osmanlı değildir mahbupperest olan; Anadolu Selçuklu Türk şehirlisi, meskun bulunan Rum aristokrasisi ile içli dışlı hale geldikçe Abbasi geleneğinde var olan mahbupperestliği daha da özümseyecektir. Özellikle İslam toplumsal kurallarının Anadolu şehir hayatında gittikçe sıkı uygulanmasını müteakip kadın, sosyal hayattan gittikçe daha da kopuk hale gelecek ve koyu mutasavvıf çevrelerin baskısıyla cinsellik bir tabu haline gelerek ayıplanacaktır.

Var oluşundan beri sefih ve rind olan varsıl çevreyse; kadınları toplum içinde göremedikleri, gösteremedikleri ve sevemedikleri için, yaşantısına kısıtlama getirilmeyen genç oğlanlara yönelerek arzu tatmini arayacaktır. Tabii tek sebep bu da değildir, sair çevrelerse kadınlarla birlikte olmanın evliliğin ağır sorumluluğunu getirmesini istemeyerek mahbupların peşine düşecektir. Hatta ve hatta, bazen onların güzelliğin, ilahi adalet ve yaratılışın mükemmelliğine yorarak kendi hareketlerini açıklamaya çalışanlar da olacaktır. Tam tersi olarak, ahkam olarak sakıncalı olduğunu ikrar etmesine rağmen mahbupperestlikten kendisini alıkoyamayan yani bunu bir yönelim olarak yaşayan insanlar da olacaktır. Netice olarak, her mahbupperest kadar farklı yaklaşım açısı bulunmaktadır.

Tabii mahbupperestlikte sevilen erkeğin belli başlı özellikleri haiz olması gerekmektedir. Evvela, ergenliği henüz bitmemiş bir yaştaki oğlan güzel olmalı ki bu güzellik her kesim tarafından itirazsız kabul edilsin ki yaygın tabirle mahcemal bir suretle endam etmelidir. Ardından vücudunda kıl, tüy, kas yahut erkek bedenini anımsatır herhangi bir şey olmamalıdır; çünkü mahbup, erkek olduğu için değil kusursuz bir estetik görüntüye sahip olduğu için sevilmektedir.

Sesinin de ince ve yumuşak olması gereken mahbupların bir kısmı, tıpkı harem ağaları gibi hadım edilmek suretiyle erkek tenasül organı ve/veya erbezinden mahrum bırakılmaktadır. İşin tıbbi yanı bir tarafa olmak suretiyle, erkeğin tenasül organı ve/veya erbezinden mahrum bırakılmasının, başta testosteron olmak üzere erkeklik hormonu ve salgılarının üretimini durdurarak oğlanın erkekleşmesinin önüne geçileceğine inanılmıştır.

Tabii, İslam dininin mahbupluğa yahut hadımlık müessesine herhangi bir cevaz verdiğini söylemek de mümkün değildir. (Dine kaynaklık açısından salahiyeti hayli tartışmalı olmasına rağmen) Hadislerde açıkça belirtildiği üzere, hadım etme cezası asla uygulanmadığı gibi ticari  veya başkaca bir amaçla hadım işlemi de kişinin rızası olmadıkça yasaklanmıştır; aynı şekilde mahbupperestlik, İslam’ın erken devirlerinde en ağır cezalarla müeyyidelendirilmiştir.

Yine de Abbasi devrinden itibaren varsıl çevrelerde görülmeye başlanan mahbupperestlik evvela toplumca kınanmış, ardından kendi haline bırakılmıştır. Tabii işin aleniyet kazanması asla göz yumulacak bir şey de değildir, Abbasilerden Tanzimat Dönemine kadar toplumun öfkesini dindirmek ve muhalif çevrelere karşı yeterli desteği almak için zaman zaman nümayişler desteklenerek mahbupperest avına çıkılacaktır.

Tabii zaman geçtikçe mahbuperestlik de kisve değiştirecektir, belki toplumun ve mutasavvıf efradın gazabına maruz kalmamak üzere belki arzuların değişiminden olmak üzere cinsel tatminden ziyade estetik bir tatmin öne çıkmaya başlayacaktır. Toplum ve ekabir cemiyetince de estetik arzulardan kaynaklanan mahbupperestlik mazur görülecek ve tensel tatmin gerçekleşmediği sürece herhangi bir sorun teşkil etmeyecektir. Bu noktadan sonra, bir oğlana tutku duymak, onu estetik zevklerin en yükseğine yerleştirmek mahbupperestlik olarak adlandırılırken; oğlanların cinsel ilişki kölesi olarak kullanılması gulamparalık olarak adlandırılacaktır.

Ve böylece bugün pek çoğumuzun kulağına çalınan oğlanlara şiir yazma, onlar için köşkler yaptırma, onlarla şarap ve keyif meclisleri tertip etme dedikodusu ortaya çıkacaktır. Anlamamız gereken şey şudur, Osmanlı İslam kültürünü Roma geleneği ile harmanlayarak herhangi bir Müslüman cemaatinin başarabileceğinden çok daha yüksek bir kültür doğumuna ulaşacaktır. İlgili doğumu sadece mimari, minyatür, ezgi veya şiir açısından değerlendirmek ise en yalın anlatımla gaflettir.

Tipik bir Osmanlı düşüncesi gereği, her iş estetik hale getirilmeli ve yazılı kültüre adapte edilmeliydi. İş ki bu yüzden gulamparalık ve ekseriyetle de mahbupperestliğin hem tensel hem de estetik arzularının tarifine ve kapsamına ilişkin pek çok farklı müellifçe eser kaleme alınacaktır.

Aynı şekilde pek çok Divan şiirinde de sarih veya zımmen olmak üzere oğlanlara övgüler düzülecektir. Bugün bildiğimiz pek çok şair şiirlerinde mahbupları ve gulamları övmesi, onları tüm dünya güzelliklerinden üstün tutması, mahbup bedenlerinin kutsanması ve hatta aşırıya kaçarak Şair Hıfzı gibi “Zenne meyi eylemem kaht-ı rical olsa bile” kadınlara ilgi duymayı hakir sayan anlayış inkarla üstü örtülecek bir gerçeklik değildir. Nitekim Şair Zati de çok çarpıcı bir şekilde mahbupları, kızarmış bir tavuğa benzeterek perde hamuru misal bir erkek tarafından “kaplanmalarının” lezzetlerini arttıracağını vurgulamıştır.

Tabii mahbupperestlerin sadece varsıl kimseler olduğunu düşünmek, basit bir hatadan başka bir şey değildir. Köroğlu’nun pek çok şiirinde, bir Anadolu güzeli diye tasvir edilen ve romantik hatta erotik söylemlerle betimlenen Ayvaz namlı delikanlı örneğinde olduğu gibi pek çok Anadolu taşrasında; İstanbul’un yüksek elitlerinin estetik ve duygusal tutkuları önceleyen mahbupperestlik tercihinin aksine tensel zevki önceleyen gulamparalık yaygınlık kazanacaktır. Aynı durum İstanbul, Edirne ve Bursa esnafında da görülecektir.

Özellikle oğlan evlerinin sayısı artmasıyla orta ölçekli nüfusun da oğlan fuhşuna bulaşması mümkün hale gelecek (Belirtmek gerekir ki, Osmanlı’nın yüksek tabaka insanları mahbupların para karşılığında tensel zevk veren kişilere dönüşmesini aşağılık ve duygusal arzulara, estetik mükemmelliğe aykırı görecektir) ama aynı oğlan evlerinde pek çok kişi tehdit yoluyla soyulacak ve sonranın pek çok külhanbeyi de bu evlerden türeyecektir. Kaldı ki külhanbeyi olmak için, hamam tellakları ile nasıl bir muhabbet kurulduğu ve tellaklar locasındaki üyeliğe kabul ve usuli tertiplenme bugün dahi soru işaretleriyle doludur.

Mahbupların hizmet ettiği tek alan, zengin çevreler ya da fuhuş temelli oğlan evleri de değildir bittabi. Köçeklik namı-ı diğer tavşanoğlanlar, bugünkü köçek imajından hayli farklılardır ki bu farklılığın pek de hayırlı olduğunu düşünmemiz mümkün değildir. Köçekler, kadınlara sosyal alanlarda, kutlamalarda, şenliklerde yer verilmemesine karşı kadın şuhluğunda hareket eden ve kadın mı erkek mi olduğu dış görünüş anlamında belirsiz erkekler olup 1857 yılında tüm Osmanlı mülkünde yasaklanmasına karar verilmiştir.

Öyle ki mahbuplara ilişkin yazılan eserlerin büyük bölümü, fuhuş amaçlı kullanılan oğlanlar ve diğer tüm ticaret ehli kimseler gibi lonca ve kol usulünce teşkil edilmiş olan köçeklerin etnik kökenlerine ve hangi cinsel yahut estetik arzuya göre kullanılabileceğini anlatan kitaplardan müteşekkildir. Aynı tasnif fuhuş oğlanları, gulamparalık ve mahbupperestlik için de geçerlidir; oğlanlar etnik, oynaklık, pasiflik/edilgenlik, kıvraklık, uyumluluk, şuhluk ve fettanlık bahislerinde incelenerek belirli amaçlara özgülenmiş hale getirilecektir.

Kamunun alenen bildiğini tekrar etmeye lüzum yoktur, şehzadeler için mahbupperestlik aslında hâkim otorite tarafından tasdiklenen bir davranıştır. Tahta geçme sırası çok gerilerde olan şehzadelerin üremesini kontrol altına alarak veraset silsilesinin daha da karışmasına engel olmak amacıyla pek çok şehzade mahbupperestliğe yönlendirilecektir. Aynı şekilde valide sultanlar da otoritelerini hırslı ve gözü kara cariyelere kaybetmemek için, oğullarının koyunlarına uysal ve salim mahbupları sokmayı yeğleyecektir.

Doğruluğu ispatlanmamış olsa da Yıldırım Beyazıd, II. Murad, Fatih Sultan Mehmet, II. Beyazıd, Yavuz Sultan Selim, II. Selim, II. Mustafa, III. Ahmed, III. Selim ve II. Mahmud hakkında pek çok mahbupperest anı ve iddia bulunmakla birlikte özellikle Fatih, Yavuz ve III. Selim’in yazdıkları şiirlerden zamana zaman bir mahbuba zamansa cinsiyeti anlaşılamayan bir sevgiliye hitap ettikleri göz önüne bulundurulmalıdır.

Tanzimat Fermanı ve Osmanlı’nın Avrupa tarzını gittikçe benimsemesiyle birlikte önce oğlanlara duyulan ilgi azalacak, ardından devletin oğlanlara ve oğlanların gördükleri mesleklere ilişkin himayesi kalkacak akabindeyse oğlancılık artık tamamen gizli ve sapkınlık olarak değerlendirilecektir.

Oğlancılık müptelasına tutulmuş olanlar ise toplumdan dışlanacak ve kadın erkek ilişkisinde, katı ama bir o kadar da romantik Viktoryen ahlak anlayışına geçilecektir. Tıpkı Ahmet Cevdet Paşa’nın günümüz Türkçesine çevrilmiş haliyle söylediği gibi “Kadın seviciler çoğalıp oğlan seviciler azaldı. Lut kavmi gibi davranmak yere battı. İstanbul’da öteden beri bilindik ve alışıldık olan delikanlılara duyulan ilgi ve aşk, doğal biçimiyle kızlara yöneldi.” toplum değişmektedir. 

İddia edildiği üzere, oğlancılık bu topraklara Tanzimat ve Avrupalılaşma sonrası süreçte girmiş değildir; aksine Tanzimat ve mühim olarak Cumhuriyet sonrası, kadınsız bir toplum yerine kadınların da serbestçe gezindiği bir toplumun inşası, henüz ergenliği dahi bitmemiş oğlanların farklı arzuları tatmin etmek için kullanılmasına darbe indirecektir.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Aykut Demir - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Gaziantep Pusula Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Gaziantep Pusula Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA), Anka Haber Ajansı (ANKA) tarafından servis edilen tüm haberler Gaziantep Pusula Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Gaziantep Pusula Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.