DESTANSI BİR AŞK HİKAYESİ: MEM Û ZÎN 2

Geçen yazımızda dengbêjlerin gecenin sonuna doğru hikayeyi yarıda kesip söz meclisindeki herkesle yarın gece buluşmak ve hikayenin devamını anlatmak için sözleştiklerinden bahsetmiştik. Şark memleketlerinin bu kadim anlatı geleneğinde hikayeler daha bir değerlenir ve insana tarif edilemez bir lezzet verir. Tıpkı binbir gece masallarında Şehrazat’ın anlattığı hikayelerin sonu gelmez büyüsü gibi kuşatır tüm benliğinizi. Bizde sizlerle sözleştiğimiz gibi hikayemizin devamını anlatmak için buradayız.
Ew name eger xerabe ger qenc / İyi de olsa kötü de olsa bu yazı Kêşaye me wê digel dused renc / Onunla iki yüz azap çekmişim en azı
Mem, aylardır keder içerisinde Cizre sokaklarında avare gezinmektedir. Dışarıdan bakıldığında bir zamanlar haşmetli bir görüntüsü olan delikanlı iyice ve zayıflamış avurtları çökmüş, bedbaht bir hale gelmiştir. Tam da bu vakitlerde Mir Zeynuddin büyük bir av tertip eder ve şehirdeki bütün erkekler bu ava katılmak için şehri terk eder. Mem sıhati yerinde olmadığı bahanesiyle bu ava katılmaz. Av için herkesin şehri terkettiği o gün Mem Dicle kenarında gezinirken yanlışlıkla rezmîran (mirlerin has bahçesi) denilen bahçeye gelir ve kapısı açık olan bahçeden içeri girince Zin’i görür, Zin’i görmenin tesiriyle aklı başından giden Mem; yuvarlanarak Zin’in ayaklarının dibine düşer. Zin, Mem’in ellerini avuçlarının içine alır ve onu karşısına oturtur. İki aşık o vakit birbirlerine gönüllerinden çağlayan şiirleri ve sözleri söylemeye başlarlar.
Ew ahûyê seydigahê wehşet / Çöllerin eşsiz yalnız ceylanı Ew banûyê barigahê ulfet / Sevgi sarayının eşsiz sultanı Sergellê xezalê deştê derdan / Azap sahrasında ahu didarı Pabesteye qeydê eşqê xûnxwar / Aşktan ki ayağında açılmaz zincir Seyda ku Memo kirî birîndar / Mem’in kalbini yaralayan avcı kimdir
Mem ile Zin aşkın sarhoşluğu ile vaktin nasıl geçtiğini anlamazlar o sırada Mir ve mahiyeti avdan dönmüşlerdir. Zin kalabalığa görünmemek için Mem’in abasının altına saklanır. Bahçeye gelince kapının açık olduğunu gören mir kim bu izinsiz bahçemize giren der ve yaklaşınca Mem’i tanır. Mir, Mem’e yönelerek ey bahçemize izinsiz giren avcı, söyle bakalım bu bahçede yaptığın avı der. Mem bu soruya cevaben: duydum ki ava gitmiş hükümdar, istemedim gam ile keder gönüme olsun yar; bu bahçede bir ceylan gördüm ki karagözlü, siyah zülüflü, Tatar ülkesinin hoş kokulu miskleri gibiydi der. Bu sözler üzerine bir mesele olduğunu anlayan Tajdin araya girerek; siz Mem’e bakmayın Mirim o mecnundur ne dediğini bilmiyor der. Avdan gelmiş, neşesi yerinde olan Mir çok üstelemez ve ateşlerin yakılıp avdan getirilen hayvanların yığıldığı şölen alanına doğru gider. Mir gittikten sonra Tajdin Mem’e ne olduğunu sorar Mem abasının altından görünen Zin’in saç örgülerini işaret edince Tajdin asıl meseleyi anlar. Bunun üzerine Tajdin koşarak evine gider Sitî’ye evde birkaç değerli mücevher ve altın beşikte yatan çocuğu al ve geri kalan her şeyi bırak der ve evini ateşe verir. Sarayın bahçesinde toplanmış herkes yangını söndürmeye Tajdin’in evine gider bu şekilde Zin kimseler görmeden saraya girer.
Şehirde dolaşan dedikodulardan haberdar olan Beko Mem ve Zin’in aşkını Mir’e anlatır. Duyduklarına iyice öfkelenen Mir der ki senin bu söylediklerin namusumuza halel getirir, kendi namusuna sahip çıkamayan bir Mir, Mir olabilir mi tebaasına söz geçirebilir mi? Beko, Mire akıl vererek şöyle der: onu satranç oynamaya çağırın, o kalbinde kötülük olmayan saf bir gençtir, satrancı kaybedersen bize sevgilin kimdir söyleyeceksin deyin o size kendi ağzıyla gerçeği söyleyince ona istediğiniz cezayı verme hakkınız vardır der.

Mem saraya Mir ile satranç oynamaya çağırılır lakin Mem öyle büyük bir satranç ustasıdır ki nâmı İran’a, Turan’a ve Diyar-ı Rum’a yayılmıştır bugüne kadar kimse onu mağlup edememiştir. Mir Zeynuddîn üç el üst üste Mem’e yenilir. Beko olayın gidişatının kötü olduğunu anlar. Mir’in oturduğu tarafı gören pencereden satrancı izleyen Zin’i görür aklına hemen bir fitne gelir ve Mir’e Mem ile yer değiştirmelerini söyler. Mem, Mirin yerine oturunca karşıda Zin’i görür ve aklı başından gider tam yedi el üst üste Mir’e yenilir. Bunun üzerine Mir, Mem’e şimdi söyle bakalım kimdir seni bu kadar mecnun eden dilden dile düşüren gönlündeki dildar bilelim. Mem: kalbime ateş salıp lâl eden ya melek ya huri misalidir der. Bunu duyan Beko onu konuşturmak için şöyle söyler: Mem sever bir Arap kızı, onun dudakları kara kırmızı, katrana benzer yüz sureti, bey layık görmez o kızı kat-i. Bu sözler Mem’e çok tesir eder kalbinin perdeli deryası taşar ve der ki: bu sözler tamamen yalandır ey beyim, benim kalbimi ateşlere salan hükümdar soyludur, nesli uludur, nazenin huriler ona hizmetçidir, o melekler meleği Zin’dir.
Bu sözleri duyan Mir dehşete kapılır ve muhafızlarına seslenir çabuk tutuklayın onu ve derhal öldürün. Bu sırada Tajdin ve kardeşleri Arif ve Çeko hançerlerini çekerek ayağa kalkarlar, Tajdin der ki Cizre’de ben ve kardeşlerimin namını bilmeyen yoktur eğer onlar Mem’e dokunmaya kalkarsa onlar Mem’e el sürünceye dek onlardan üç yüz kişi ölecektir haberiniz olsun lakin Mirimizin vereceği hükmün önünde elimiz ayağımız bağlıdır. Tajdin ve kardeşlerinden çekinen Mir, Mem’in öldürme emrini geri alır ve alıp onu Zindana götürün der. Mem derdest edilir ve Zindana götürülür, orada bulunan bütün divan ehli Mem için gözyaşı döker ve adalet diye feryad ederler.
Aşk ateşi ile yanmakta olan Mem için bambaşka bir zorluk başlamıştır artık o zindanda bir esirdir. Mem’in kaldığı bu zindan Birca Belek’in içindedir. Zindan siyah bazalt taştan örme duvarlı dairesel bir yapıdadır yerden epey yüksek pencerelerinden Dicle’nin sesi duyulmaktadır. Dicle’nin insana huzur veren sesi burada sadece keder verir. İnsan buraya ilk girişinde sanki Mem ile birlikte zindana atılmış gibi ağlamak ister dayanamaz bu kasvete.
Mem zindanda kaldığı bir yıl içerisinde yemeden içmeden kesilir ayağında zincir ile zindanın içinde zikir ehli dervişler gibi Zin’in adını mırıldanır. Mem o zindanı kendisi için adeta bir ibadetgaha çevirir ve yavaş yavaş insana ait hayvani özelliklerinden arınır, Xanî’ye göre sadece gerçek aşıkların Hakkın katında ulaşabilecekleri bir mertebeye ulaşır.
Perwane me, ten mi daye agir / Pervaneyim ben, sen ise kalbi yakan şam Sohtî me , bi batin û bi zahîr / İçim de, dışım da yanmıştır tamam Sofî me û sewme’enişîn im / Bir abid olmuşum nefsim kupkuru Xweş talibê nurê rûyê Zîn’im / Aradığım Zin’in yüzünün nuru
Bir yılın sonuda Tajdin ve kardeşleri Mir’den Mem’i bırakmasını istemek için hatırlı bir ihtiyar gönderirler. Hem hükmünden vazgeçmek istemeyen hem de Tajdin ve kardeşleri ile arasını bozmak istemeyen Mir, Mem’den nasıl kurtulması gerektiğini düşünmeye başlar Beko onu zehirletmesini söylese de Mir bu şekilde ölüme sebebiyet vermenin Allah’ın gazabına neden olacağını düşünür ve buna karşı çıkar. Beko o zaman zindana Zin’i gönderin zaten Mem hasta ve biçaredir kalbi Zin’i görmeye dayanamaz kendiliğinden ölür der.
Mir, bugüne kadar Zin’in yüzüne Mem meselesini vurmamışır lakin gece yarısı Zin’in odasına gider zindana gidip Mem’i ziyaret etmesine izin verdiğini söyler. Abisini karşısında gören Zin o kadar utanır ki hıçkırarak ağlamaya başlar, ağzından ve burnundan kanlar gelir. Onun bu halini gören Mir yaptıklarına pişman olur, vicdanı sızlar, oturup Zin ile birlikte ağlar. Sesleri işiten saray ahalisi Zin’in odasına toplanır Zin’i öyle kanlar içinde görünce herkes beyin Zin’i öldürdüğünü sanar

Tam da bu sırada saraya Mem’in ölüm haberi gelir. Pişmanlığı daha da artan Mir, Zin’e der ki git zindana eğer onda hayattan bir parça dahi kaldıysa siz birbirinizinsiniz. Seni Mem’e Mem’i sana verdim. Bu sözler üzerine Zin ey gözümün nuru abim biz zaten hakiki alemde kavuşmuştuk lakin senin rızanın olmaması ruhlarımız için bir azap kaynağıydı şimdi gönlüm rahata erdi ve ruhlarımız kavuşmuş oldu der. Zin vakur bir şekilde ayağa kalkar ve toplanan kalabalığa ‘’beni ve Mem’i bu dünyadan uğurlayacağınız gün tıpkı Sitî ve Tajdin’in düğün günü olduğu gibi herkes sevinçli olsun tabutumuz gelin tahterevanı gibi süslensin kimsede gam ve keder olmasın’’ der.
Zin ipek elbiselerini giyip en güzel mücevherlerini takıp zindana gelir. Zin’den önce Sitî ve Heyzebun zindana girerler ve seslenirler ey Mem kalk sana yâr getirdik hastaysan eğer Lokman’ı, ölüysen eğer İsa’yı getirdik derler lakin Mem’den hiçbir ses gelmez. Zin içeri girer ve gözyaşları ile kalk ey içine alev saçtığım ceset der. Bu söz nura dönüşür ve Mem’in üzerinde bir ışık halesi görülür Mem gözlerini açar ve Zin ile sohbete başlar der ki ey sebebi canım, ey gönlümün kıblegâhı sen mi geldin der.
Bu sırada zindanın içine girip hayretler içinde onları izleyen herkes Mem’e bey artık kavuşmanıza razı geldi, gerek kalmadı gama tasaya der. Mem: ölümü olan bey, bey değildir o bir esirdir, ben padişahlar padişahının huzuruna gitmek isterim; bize nasip etti o yeri Hüda başka dilek düşmesin ya da der ve sözünü bitirince lâl olur ve can kafesinde mahpus olan kuş bedenini terk eder.
Mem’in ölüm haberini duyan Tajdin öfkeyle hançerini çeker ve Mem gibi bir yiğit öldü senin gibi bir fitnekâr mı yaşayacak dİyerek Beko’yu öldürür. Bu olaydan sonra Mir, Tajdin’in üzüntüden yanlış şeyler yapmasını engellemek için onu zincirletir. Mem’in ölüm haberini duyan tüm Botan ahalisi siyah yas elbiselerini giyerler ve kanlı gözyaşları akıtırlar. Hatta derler ki o günden sonra Cizre’de siyah çarşaf giymek adet olur. Bugün hâla Mem ve Zin’in yasının bir nişanesi olarak Cizre’de siyah çarşaf giyilmektedir.
Mem’in cesedini gömmek için herkes Abdaliye Medresesinde toplanır o sırada Tajdin dayanamayıp zincirlerini kırıp gelir ve uzaktan bir cenazenin getirildiği görürlüt bu Beko’nun cenazesidir sahipsizdir derler. Tajdin, götürün o köpeği buradan o buraya gömülmeye layık değildir der. Zin: sakın ona öyle davranmayın biz gülüz o diken gülü koruyan dikendir, o bizim hakikate kavuşmamıza sebep oldu onu bizim ayaklarımızın dibine gömün ki herkes görsün kötülerin, kötülüğü kendinedir esasında, o bizim yolumuzun şehididir der. Mem defnedildikten sonra Zin mezarın başından ayrılmaz ve ağlamaya başlar der ki ben bahçeyim sende bahçıvan sen yoksan eğer, bu bahçe talan olmuştur, yaşamaya sebebi kalmamıştır. Bir süre sonra Zin’den ses duyulmaz olur ve arzu ettiği aleme kavuşur.
Mem’in mezarı açılır ve mezara Zin’in cesedini yerleştirirken Memo işte sana yar derler o sırada cesetten üç defa Merhaba sesi duyulur. Herkes bunun hak teâlanın bir hikmeti olduğunu anlar. O vakitten beridir anlatılan bu hikaye şöyle sonlanır kimileri Sitî ve Tajdin gibi bu dünyada kavuşurlar kimileri Mem ve Zin gibi hakiki aşkın tadına varıp destan olurlar.
Bu hikayeyi burada bitirmek istedim lakin hem hayatın sürekli bir akış içerisinde olduğunu göstermek hem de bu trajedi üzerine kısa da olsa birkaç söz söylemek için bu bölümü ekleme gereği duydum. Hikaye bugünün modern insanının anlayamayacağı referans kaynaklarından oluşmaktadır bunda Ehmedê Xanî’nin mutasavvıf kimliği etkili olmakla birlikte bizim değişen değer yargılarımızın da payı büyüktür. Olay örgüsü baştan sona asıl hakiki aşkın Allah aşkı olduğu kabulü üzerine kurulmuş beşeri aşk buna giden bir yol olarak gösterilmiştir. Bu bakımdan tasavvufi öğretilerle paralel bir zemindedir.
İnsan ilişkilerinin çözülemez karmaşıklığı ve politik denklemleri göz önünde bulundurulduğunda hikayenin alt metinde yatan iktidar mücadeleleri göz ardı edilmemelidir. Zira kötülüğün kaynağının sadece Beko karakteri ile özdeşleştirilmesi hatalı bir düşünce olacaktır. Hikaye boyunca hep aklanmaya çalışılan ve bir iktidar temsilcisi olan Mir karakteri ile Tajdin karakterinin politik iktidar mücadelesi incelendiğinde başka bir gerçek ile karşılaşılacaktır. Bu bağlamdan değerlendirdiğimizde aslında bireylerin arzu ve hayallerinin iktidarın gölgesinde ne kadar silikleştiği ve ne kadar kolay kurban edilebileceği gerçeği ortaya çıkmaktadır. Bu bölümün yazılma amacı hepimizin çocukluğundan beridir dinlediği masallarda hep salt bir kötü ve iyi arama çabasının sorgulanmasını sağlamakla birlikte iyileşmenin de felaketin de toplumsal olduğu gerçeğine dikkat çekmektir. Masallar güzeldir ama onları sorgulamak daha da güzeldir, esen kalın.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Kahraman Anar - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Gaziantep Pusula Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Gaziantep Pusula Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA), Anka Haber Ajansı (ANKA) tarafından servis edilen tüm haberler Gaziantep Pusula Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Gaziantep Pusula Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.