Bürokrasinin Gafleti: Malazgirt-2

Penbe-i merhem-i dâğ içre nihândır bedenim

Diri oldukca libâsım budur ölsem kefenim

Bir önceki köşe yazımızda Malazgirt Meydan Muharebesine giden süreci beraber incelemeye çalışmış ve ardından muharebe için yapılan son ateşkes tekliflerinin reddini müteakip savaşın artık muhakkak hale geldiğini ifade ederek IV. Romanos’un peşinde sürüklediği ve anlaşamadığı bürokratik asilzadeler ve ihtişamlı ordunun karmaşaya düşmenin eşiğinde olduğunu ve buna rağmen Selçuklu tarafının yine de savaşa görece hazırlıksız yakalanması sebebiyle bir ateşkes arzusunda olduğunu ortaya koymuştuk. Bu haftaki yazımızda ise muharebenin gelişimi ve akabindeki sonuçları incelemeye çalışacağız.

Ordusuna güveni hala tamamen sarsılmadığından ve önceki yazımızda izah etmeye çalıştığımız iç muhalefetten kaynaklı sorunları bitirmeye arzulu olan IV. Romanos Selçuklu tarafınca yapılan son ateşkes teklifini de geri çevirip gerisindeki ihtiyat kuvvetlerinin komutasını Andronikos Dukas’a vererek, 26 Ağustos Cuma günü ordusu ile birlikte Malazgirt sahrasının karşısındaki Selçuklu ordusuna doğru harekete geçecek ve fakat temastan kaçınan Selçuklu ordusu sebebiyle, muharebenin ilk saatleri bir kovalamacaya dönüşecektir. Dağ eteklerine doğru çekilen Selçuklu ordusunun tacizlerine daha fazla dayanamayan Doğu Roma ordusu tertip nizamını bozarak Selçukluları kovalamaya başladığı zaman ise IV. Romanos, ordu sancaklarının ters çevrilerek askerlere karargaha geri dönüş yapılmasını emredecektir. Doğu Roma ordusu düzensiz bir şekilde karargaha geri dönüş yaparken Alp Arslan’ın emriyle sahraya inen Selçuklular, IV. Romanos ve karargah arasına girerek Doğu Roma ordusunu kuşatacaktır. Herhangi bir aksiliğe karşı müdahale etmek üzere bekleyen Andronikos Dukas ise, IV. Romanos’un öldüğü haberini yayarak emrindeki ihtiyat kuvvetlerini de alarak geri çekilecektir.

Ordusunun umumuna yayılan bozgun ahvalini fark eden IV. Romanos direnmeye çalışsa da faydasızdır çünkü paralı askerler de kaçmaya başlamış, Ermeniler savaş alanını terk etmiş ve kendisini kurtarmaya çalışan sadık generali Bryennios, komutasındaki sol kanatla birlikte tamamen mahvolmuştur. Ordusunun bozguna uğradığını ve Selçuklulara karşı zafer kazanma ümidinin kalmadığını gören IV. Romanos ise, kendi şanına yakıştıramadığı için savaş alanını terk etmeyecek ve yaralanana kadar savaşmaya devam edecektir. İmparatorun da teslim olmasıyla birlikte muharebe bitecek ve Doğu Roma, İslam karşısındaki o güne kadar en büyük yenilgisini alacaktır.

Mamafih iyice anlamamız için pekiştirmemiz gereken şudur; Doğu Roma, kendi kaderi için tayin edici bir konumdaki bu savaştan mağlup çıkarak Anadolu’yu (ki o zamanlar Anadolu, Doğu Roma için hayati bir politik ve ekonomik önem arz etmektedir) dahi kaybedecek olmasına rağmen panik, ihanet ve korkaklık göstermekten başka bir şey ortaya koyamayacaktır. Aksine Valerianus’un 260’ta Sasani Hükümdarı I. Şapur’a diz çökmeye zorlanması ve akabinde hakirce öldürülmesinden beri Roma bu kadar aşağılanmamıştır, zira savaşın ertesi gününde alelade bir esir olarak tutulan IV. Romanos, Alp Arslan’ın önünde yeri öpmek zorunda bırakılacak ve ancak ondan sonra makamına layık şekilde ağırlanarak saygıya mazhar olacaktır.

İlk günkü hareketleri saymazsak esir tutulduğu bir hafta boyunca Alp Arslan tarafından ihtimamla ağırlanan ve sofrasına konuk edilen IV. Romanos, bir hafta boyunca Alp Arslan ile barış görüşmeleri için şahsen pazarlık edecektir. Alp Arslan’ın istekleri ordusunu ve imparatorunu kaybetmiş bir imparatorluk için gayet makuldür çünkü kendisi, Doğu Roma’nın elinde bulundurduğu Ermeni kalelerinden vazgeçecek ve sadece Malazgirt, Antakya, Urfa, Menbiç’i talep ederek imparatorun kızlarından birisinin de oğlu Melikşah ile evlenmesini isteyecektir. Ayrıca kefaret bedeli için de bir buçuk milyon altın sikke vermeyi taahhüt eden IV. Romanos, yanına Alp Arslan’ın şahsi muhafızlarından yüz tanesi verilerek serbest bırakılacaktır.

Alp Arslan’ın neden bu kadar hafif bir anlaşmaya yanaştığı ise başta mantıksız gibi de dursa süreç incelendiğinde gayet mantıklı gerekçelerle tutarlılık arz etmektedir. Öyle ya, Alp Arslan hala Fatımiler üzerine gitmeye kararlı olup Doğu Roma’nın gururunu fazla kırarak kendisine karşı kin besleyen bir düşman yaratmak istememektedir. Ayrıca Konstantinopolis’teki intikam ve savaş meraklısı diğer generallerden ziyade verdiği söze sadık birisi olan IV. Romanos’un imparator kalması da Alp Arslan için daha hayırlıdır.

Yazıktır ki süreç ne Alp Arslan’ın ne de IV. Romanos’un istediği şekilde işleyecektir, Konstantinopolis’e Malazgirt’in havadisleri ulaşmazdan hemen önce, Doğu Roma’nın İtalya’daki en büyük kalesi Bari’nin Robert Guiscard idaresindeki Normanlar tarafından zapt edildiği ve akabinde Doğu Roma garnizonlarının tamamının düştüğü haberi ulaşacaktır.

Tüm bu kötü gidişat üzerine Konstantinopolis bürokrasisi harekete geçerek X. Konstantinos’un oğlu VII. Mihail’i imparator ilan edip IV. Romanos’un karısı Euadokia’yı, saçları kazınarak bir manastıra yollayacak ve rahibe olmaya zorlayacaktır. IV. Romanos ise, ordusunun mağlup olan artıklarını topladıktan sonra tekrar harekete geçecek ama bir zamanlar kendi emri altına general olan Andronikos ve Konstantinos Dukas kardeşlere yenilerek canına halel getirilmemesi kaydıyla tahttan feragat edecektir. Ne var ki yeğeni VII. Mihail’i tahta geçiren Ioannes Dukas, tüm ipleri eline alıp bürokratik yönetimini tekrar tesis ettiğinden gücüne güvenmekte olup kendisinin en büyük düşmanı olan IV. Romanos’u aşağılamak için katır sırtında Anadolu’yu gezdirecek, akabinde gözlerine mil çektirecek ve bir zamanların umut ışığı olarak adlandırılan IV. Romanos acı ve hayal kırıklığı içerisinde ölecektir.

Anlaşma yaptığı IV. Romanos’un bu denli aşağılanarak öldürülmesi ise Alp Arslan’ı kızdıracak ve var olan anlaşmayı uygulamayan Konstantinopolis bürokratlarını cezalandırmak üzere, 1073 yılında sistematik bir akın başlatarak İç Anadolu’nun tamamını kendine bağlı beylere kılıç hakkı olarak verecektir. Bugün açıkça anlaşılmaktadır ki böylesi büyük bir felakete istemeden ve uğradığı ihanetler yüzünden sebep olan IV. Romanos’un tahtta kalınmasına Doğu Roma’nın tüm hırs ve entrikalarına rağmen izin verilseydi, maruz kalınan yekun bu cendereden kararlılık ve cesaret sayesinde çıkılabilecek olunmasına rağmen bürokrasi eliti ailelerin aymazlığı neticesinde gaflete düşülmekten kaçınılamamıştır. Kaldı ki IV. Romanos’un halefi de ihtiyaç duyulan meziyetleri haiz bulundurmaktan aciz ve amcası Ioannes Dukas’ın kuklası olan VII. Mihail döneminde de Doğu Roma’nın en zengin toprakları Selçuklulara yitirildiği için iktisadi hayat önü alınamaz ve bir daha asla telafi edilemez şekilde düşüşe geçecektir.

Dahası VII. Mikhael döneminde imparatorluk parçalanmaya devam edecektir, İtalya’nın elden çıktığı yetmezmiş gibi Bulgarlar ayaklanacak, Hırvatlar Papa’nın desteğiyle bağımsızlığı ilan edecek, Macarlar baskılarını arttıracak, ekonomik krizden ötürü yükselen enflasyon neticesinde ayarı düşürülen para sebebiyle VII. Mikhael’e Parapinakes yani “Bir Çeyrek Eksik” lakabı ile anılacak ve daha da beteri Selçuklulara karşı savaşmak için tutulan paralı asker olan Norman kuvvetleri Anadolu’da kendi devletlerini kuracak ama Doğu Roma tampon görevi görebilecek bu devleti Selçuklu yardımları ile birlikte yok ederek eldeki son imkanlarını da tüketecektir.

Kötü gidişatı engellemek için düşmanlarla savaşmaktan ziyade başkentteki yozlaşmış bürokrasinin ivedilikle devrilmesi gerektiğine inanan generallerse, VII. Mikhael ve onun sivil bürokratlarının getirdiği uyuşukluktan ve cahillikten nefret ederek isyan edecektir. Eş zamanlı olarak başlayan Edirne ve Kayseri İsyanları, imparatorun tahttan çekilmesini ve Dukas ailesinin sürgün edilmesini isteyerek yola çıkacak ve en nihayetinde VII. Mikhael tüm yozlaşmış yönetimi ile beraber sürülecek ve şehirdeki sivil bürokrasi çökecektir. Kayseri İsyanının lideri olan Nikephoros Botaneiates ise imparator olarak taç giydikten kısa bir süre sonra yaşlılığı ve hastalığı sebebiyle imparatorluk tahtından, Orta Çağ’ın en zeki ve karizmatik liderlerinden birisi, Anna Komnena’nın biyografi eserinin kahramanı ve Doğu Roma’nın sonraki 400 yıllık denge politikasının kurucusu ve imparatorluğu otuz yedi sene boyunca kararlılık dolu bir cesaretle yönetecek olan Aleksios Komnenos lehine feragat edecektir.

Hülasa denilebilir ki Doğu Roma tüm haşmeti ile birlikte Klasik Roma tasavvurunu Malazgirt Meydan Muharebesinde kaybedecek ve fakat bu kayıp, Selçukluların bir zaferinden ziyade Doğu Roma’nın kendi eliyle yarattığı bir mağlubiyetin eseri olacaktır. Ne de olsa Doğu Roma için asıl ölümcül darbeyi vuran Malazgirt değildir, bilakis Malazgirt’i takip eden süreç Doğu Roma için facia teşkil edecektir. Eğer ki IV. Romanos tahtta kalabilse yahut halefi onun yaptığı barışı onaylayabilseydi (ki sivil bürokrasi IV. Romanos’tan da onun eseri olan her şeyden de ölesiye nefret ettiği için böylesi bir dirayet göstergesinin, bürokrasi tarafından yapılabileceğini söylemek pek güçtür) Anadolu kaybedilmeyecek, iktisadi hayat tüm toprak ve tahıl sistemi ile beraber çökmeyecek ve Doğu Roma dikkatini diğer düşmanlarına verebilecekti. Acıdır ki Konstantinopolis’in bürokrat yönetimi, Selçuklu tehdidini hayati bir tehdit olarak algılamak yerine asıl düşmanlarını Hristiyanlar ve hatta kendi devletleri içerisinde aramışlar ve en nihayetinde Malazgirt Meydan Muharebesinin bir Türk zaferinden ziyade Roma bozgunu olarak gerçekleşmesine mahal olmuştur.

Son olarak söylenmelidir ki anlamak isteyenler için, müesses nizamın yahut kemikleşmiş ve kronikleşmiş bürokrasinin, amme yararı için ne derece tehdit içerebildiğinin pek çok örneği gizlidir Malazgirt’in serüveninde. En nihayet IV. Romanos’un yakın dostu ve tarihçisi Mikhael Attaleiates’in Historia isimli eserinden kendi gözleriyle gördüğü Malazgirt Muharebesi kısmından bir pasajı, mağlubiyetin cereyanının vuruculuğu için okumak gereklidir.

 

“Savunmasız imparatorun da etrafını sarmışlardı. Çadırlar, askeri güç ve egemenliğin sembolleri, bu tür adamların eline kalmıştı. Tüm Roma devleti altüst oldu. Artık imparatorluk da mı çökmeye başlamıştı?”

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Aykut Demir - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Gaziantep Pusula Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Gaziantep Pusula Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Haber ajansları tarafından servis edilen tüm haberler Gaziantep Pusula Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Gaziantep Pusula Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.